30 Kasım 2013 Cumartesi

PROJE:ÖLÜMCÜL VİRÜS------TESS GERRİTSEN

Orjinal Adı:  Whistleblower
Türkçe Adı: Proje : Ölümcül Virüs
Yazar  : Tess Gerritsen
Goodreads Puanı : 5/3,57
Puanım : 5/3




Proje: Ölümcül Virüs 1992 yılında yazarın henüz acemi olduğu zamanlarda yazılmış tipik bir gerilim romanı idi. O yıllarda  bu tip konuları olan televizyon dizilerinin çok revaçta olduğunu hatırlıyorum.Nefes kesici takip  kovalamacanın olduğu bir romandı. Araya birde romantik bir aşk da sıkıştırılmıştı.
Yinede romanı beğenerek okudum ama gönül isterdi ki katilin kim olduğunu tahmin edemeyeceğim  bir roman olsun ve ben yerimde duramayayım.....



Hikayenin başlangıcı müthiş idi yardıma muhtaç bir adam ona yardım eden bir kadın ve birlikte kaderlerinin birleşmesi müthiş idi. Ama ortalara doğru yazar konsantrasyonunu kaybetmiş olmalı ki tempo yavaşladı durağanlaştı..
Ve sonra sonlara doğru tekrar hızlandı.Yine de severek okuduğum bir roman oldu..Tess Gerritsen farkını hissedebileceğiniz bir kitap ve sevenleri bu romanı vasat bulsa da severek okuyacaklarından eminim...
Catherine Weaver usta bir sinema makyözü idi..Eski kocası Jack'den ayrılalı 4-5 yıl olmuştu 37 yaşında idi o gece hamile arkadaşı ile buluşmaya giderken  muhtemelen anne olamayacağını  düşünüyordu.. Cathy  hayatının  araba ile çarptığı Victor ile karşılaştıktan sonra tamamen değişeceğinden habersizdir...

Victor Holland ise biyokimyagerdi...o da karısını üç yıl önce kaybetmiş mazbut bir adamdı..Boş zamanlarında bir kaç arkadaşı ile birlikte müzik yapardı vakit geçirmek o saksafon çalardı...Rastlantı sonucu öğrendiği korkunç sırrı FBI''ı arayarak yardım almak istemişti ama olaylar daha da karışmıştı...O yüzden kaçmak zorunda idi..İşte saldırıya uğraması ve tam öldüreleckken ana caddeye tam kendini attığı anda Cathy'nin kendisine çarpması yaşaması için büyük bir şans olmuştu....

Fakat bundan habersiz olan Cathy Victor'u hastaneye götürdüğünde de onun kazadan dolayı değilde sırtından vurulmuş olduğunu öğrenir.
Hastaneye gelinceye kadar onunla ilgilenerek yaşaması için büyük bir uğraş vermiştir...
Fakat katil onları hastaneye kadar takip etmiş ve Cathy'yi de öğrenmiştir..Bundan böyle Cathy'de hedeftir..
Tess severlerin yine de zevk ile okuyacağı bir roman..yazarın acemilik romanlarından olsa da okunur....

29 Kasım 2013 Cuma

Ahlaksız Teklif-Cecilia Grant



Orjinal Adı: A Lady Awakend
Türkçe Adı: Ahlaksız Teklif
Yazar : Cecilia Grant
Goodreads Puanı : 5/3,73
Puanım :5/1

Uzun zamandır beni bu derecede yoran bir kitap okuduğumu sanmıyorum..Ben ne okudum şimdi diye düşünmekten kendimi alamadım. Bu ne kadar sıkıcı bir kitap idi.Okurken resmen işkence çektim.Bu kitaba yorum bile yapmayacaktım ama okumak isteyenlerin ne ile karşılaşacaklarını bilmesi gerektiğini düşündüm..
Konuyu okuduğumda müthiş bir konu olduğunu düşündüm ama maalesef.Kitabın sayfalarını çevirdikçe belki düzelir diye umdum ama yanıldım maalesef...

Sorun belki de çeviride de olabilir ama olmamış..Yazarın kalemi de ağır gibi geldi bana..Nasıl 3,73 puan almış ona şaşırdım...

Kadın tam bir odun ve yobaz...Hem kocasının mirasını elden kaçırmamak için gidip bir erkeğe onunla bir ay para ile yatmayı teklif ediyor sonra da gidip adamı yatakta ceset gibi karşılıyor.
Bir an kadının ilk evliliğinin sözde kaldığını düşündüm ama değilmiş.
Erkek karakter ise Londra'dan kırsal kesime sürülmüş bir genç adam.Bir hayli de çapkınlıkları olmuş..Ama sürülmesinin asıl nedeni çapkınlıkları yanında babası ile ters düştüğü bir enfiye kutusu...Bu bizim dul hanımın neyinden etkilendise teklifi kabul ediyor.Ve başlıyorlar..
Oralara hiç geçmiyeyim diyaloglardaki saçmalık ve soğukluk beni sinir etti...
Kısaca beğenmedim bu yazara bir daha okuyacağımı sanmıyorum...En çok bu kitap için vaktime üzüldüm..

27 Kasım 2013 Çarşamba

Kara Cazibe - Christine Feehan


Kitap Adı : Kara Cazibe
Yazar Adı : Christine Feehan
Orjinal Adı : Dark Challenge
Goodreads Puanı :5/4,19
Puanım : 5/4




Dark Serisinin beşini kitabı Kara Cazibe üçüncü kitapta hikayesini okuduğumuz Adrian Savage'in
ikizi Julian Savage'in hikayesi idi..Severek beğenerek okudumsa da hikayeler birbirine benzemeye başladı gibi..Aslında çeviri ve editte de beni rahatsız eden herhangi bir şey de yoktu.
Fakat ben hikayenin tam içine giremedim nedense. Ama yazarın hayranları  eminim Kara Cazibe'yi çok beğenecektir..Çünkü yine aşk,macera ve tutku ile harmanlanmıştı..
Julian Savage kitabın ana erkek karakteri idi. ..Kendini yüzyıllardır mahkum ettiği bir yalnızlığın içinde idi.Kendisini aile ve türünden soyutlayarak bu yalnızlığa mahkum etmişti.Tam da bir dönüşümün eşiğinde idi..
Fakat Gregori'den aldığı görevi bitirdikten sonrasına bu dönüşümünü geciktirmeye karar verir...

Gelelim kadın kahramanımıza ..Julian onu gördüğü anda onun diğer yarısı olduğunu anlamıştı..İsmi  Desari olan  şarkıcı  güzeller güzeli bu genç kadının hayatı tehlikede idi ..Korunmaya ihtiyacı vardı..Gregori'nin verdiği bir görev ile bu muhteşem kadını korumaya başlar..Desari ve ailesi ile tanışır hem de ne tanışma...Göreve başladığı gün Desari'yi mutlak bir ölümden kurtarır..Onu görür görmez onun yüzyıllardır aradığı Ruh Eşi olduğunu anlamıştır..Ona kanını vererek hayatı kurtarırken Ruh Eşi olarak da sahiplenip ritüeli gerçekleştirir..Uzun yıllardır renksiz olan hayatı renklenmiş ve bir manası olmuştur..Desari...Aralarındaki aşk muhteşemdi özellikle tutku yakıcı idi..
Julian tipik bir Karpat erkeği idi..Emredici ,hükmedici idi.Onu her şeyden herkes den kurmayı görev edinmiş idi..İşte bunu yaparken bazen despot oluyordu..Desari ise tam analamı ile eşitlik istiyordu bu konuda birbirlerini ilk kırdıklarında ikisinin de canı yandı..O zaman uzlaşmaya çaılışacaklardı..Bir nevi yazar çiftlere mutluluk formülü veriyordu...

Kitap ilerledikçe Desari'nin birlikte olduğu toplulukta Gregori'nin öldüğünü zannettiği kardeşi ile tanışır..Darius...
Gregori'nin çoğu özellikleri onda mevcuttu..Bu kayıp Karpatyalı'lardan bir kadın üye daha vardı Syndil o da Desari gibi toplulukta şarkı söylüyordu ama kısa bir süre önce saldırıya uğramış olduğu için içine oldukça kapanık olmuştu..
Ve kitapda en acımasız düşmanı ile yolları tekrar kesişir Bernado ile...Onun kim olduğunu merak ediyorsanız sizi Kara Cazibe'ye davet ediyorum..
Fantastik severlerin seveceği bir seri Dark Serisi ama bugüne kadar yazar 25 Kitap yazmış bu seri ile ilgili..2014 Yılında 26.Kitap da yolda..Biz daha serinin 5.kitabındayız..Bu hız ile yayın evi devam ederse bu seriyi bitirmeye çoğumuzun ömrü yetmeyecek gibi görünüyor.
yazar bu seriyi uzun zamandır devam ettirdiğine göre seri çok sevilmiş olmalı....Umalım da senede bir kereden 3 veya dört kere bu seriyi okumak nasip olmasını diliyorum..Okuyacak arkadaşlara keyifli okumalar...






Dark Series:
1. Dark Prince (1999) Kara Prens
2. Dark Desire (1999) KaraTutku
3. Dark Gold (2000) Kara Altın
4. Dark Magic (2000) Kara Büyü
5. Dark Challenge (2000) Kara Cazibe
6. Dark Fire (2001)
7. Dark Dream [short story] (2001)
7. Dark Dream (2010)
8. Dark Legend (2002)
9. Dark Guardian (2002)
10. Dark Symphony (2003)
11. Dark Descent [short story] (2003)
11. Dark Descent (2010)
12. Dark Melody (2003)
13. Dark Destiny (2004)
14. Dark Hunger [short story] (2004)
15. Dark Secret (2005)
16. Dark Demon (2006)
17. Dark Celebration: A Carpathian Reunion (2006)
18. Dark Possession (2007)
19. Dark Curse (2008)
20. Dark Slayer (2009)
21. Dark Peril (2010)
22. Dark Predator (2011)
23. Dark Storm (2012)
24. Dark Lycan (2013)
25. Dark Wolf (2014)
26. Dark Blood (2014)
Dark 

23 Kasım 2013 Cumartesi

Kitap Adı: Tehlikeli Aşk
Yazarı     : Brenda Joyce
Orjinal Adı: A DANGEROUS LOVE
Goodredas Puanı :5/3,9
Puanım 5/4,5



Brenda Joyce'un Bir Avuç Aşk'tan sonra beni en çok gerip sinirlendiren kitabı oldu Tehlikeli Aşk..Romanı yine çok beğendim.Yine kitap su gibi aktı gitti.Bu sefer romanda egzotik bir erkek kahramanımız ile yüzü gibi kalbi de melek gibi olan kadın karakterimiz vardı.O bıçkın Ciff DE Warren'i  bir aile babası olarak okumak çok hoşuma gitti..

Eski Adare Kont ve Kontesi vefat etmişti... Bu beni üzdü..Torunlar büyümüştü...Bizim unutulmaz kahramanlarımız anne ve baba olmuş orta yaşı hüküm sürüyorlardı..Aslında Brenda Joyce'in diğer serilerini ve kitaplarını okumadım.Fakat yazar bence aile sıcaklığını çok güzel işliyor..De Warren ve O'neal ailesi büyük ve güzel bir aile..Serinin her kitabında ayrı bir tat alıyorum..Özellikle Judith McNaught'un yeni kitaplarının yokluğunda  bana ilaç gibi geldi...Özellikle serinin ilk dört kitabı hala daha yayınlanmadı..Sanırım çocukların hikayeleri bitiiğinde asıl orta çağda başlayan De Warren serisinin ilk dört kitabını okuyabileceğimizi
umuyorum..

Tehlikeli Aşk Brenda Joyce'un De Warren Serisinin 11. Kitabı bu kitap ile daha önceden okuduğumuz kardeşlerin hikayeleri bitmiş oluyor..Artık sırada onların çocukları var..İlk hikaye Ariel De Warren'in hikayesi. De Warren ailesinin acımasız ve egzotik denizcisi Cliff De Warren'in kızı..Cezayirli bir kadından olan kızı..
Kendisi tam bir kitap kurdu  özgürlükçü yeniliklere açık bir ruha sahip..Aşka Yelken Açanlar'da küçük bir kız iken tanımıştık kendisini..
Diğer genç kızlar gibi sosyete,giyim,erkekler ve aşk romanları ile ilgisi yok..Varsa yoksa tarih kitapları okumak ve seyahat etmek..Fedakar bir ruha sahip ..
Romanın erkek kahramanı Vikont Emillian St Xavier ise beni Devlin O'Neal'den sonra en fazla sinirlendiren karakter  oldu..
Çok zor bir hayatı olmuş olan Emillian yarı çingene idi.Annesi bir Roman idi. Babası ile kısa bir süre ilişki yaşadıktan sonra iki tarafta kendi yollarına savrulmuştu. Raiza ayrıldıktan bir yıl sonra kucağında bebeği ile Edmund'un kapısına dayanıp bebeğinin ondan olduğunu söyleyip sahiplenmesini beklemiş fakat Edmund Xavier bunu ret etmiş bebeği kabul etmemişti..

İlahi adalet tecelli edip Edmund karısı ve çocuklarını kaybettikten sonra da ünvanını bırakabileceği bir çocuğu kalmamış olduğunu fark edince aklına kabul etmediği oğlu Emillian gelir ve onu geri  almak ister.On iki Yıl bir Roman olarak yaşadıktan sonra bir gadjo olarak yaşamak istemiyordu...(Gadjo Romanların Avrupalı beyazlara verdiği isim...)

Fakat annesi onu zorla da olsa babası ile gitmesi için ikna edince Emillian için yeni bir dönem başlıyordu..Babası ile birlikte yaşamaya başlar ama yarı  Roman olması yüzünden yaşadıkları onu içine kapatıp sert bir adam yapmıştır..Kendini iki tarafa da ait hissetmemesi uğradığı hakaretler,davranışlar ve olaylar ruhunda büyük bir yara açmıştır..Öyle ki ondan tüm beyazlardan intikam alma hissi yaratmaktadır..
Ve ayağına da dolanan Ariella ona en yakın olan kişi olarak bundan payını alacaktır..

İşte Emillian'ın dramını okurken bazen onun  için içim acıdı bazen çok kızdım..Ruhu o kadar yaralı idi ki sevmek için yaklaşana bile saldırıyordu..Kaçak Gelin'deki Elanor'dan sonra en sabırlı en gurursuz karakter idi Ariella. Emillian onu ezdikçe gösterdiği sabır ve anlayış beni çileden çıkardı bazı sahnelerde..

Ama ikilinin ilk karşılaştığı sahne de aralarında ki çekimi ben okurken onlar kadar hissettim..yazar ikili arasındaki aşk ve tutkuyu çok güzel işlemişti ..Fakat Emillian'ın Arielle'yı kendisinden uzaklaştırmak için gösterdiği tavırlar bana Devlin O'Neal'in hareketlerini anımsatarak çileden çıkardı..Fakat kitabın sonlarında ki sahne de gözlerim doldu..Yazar kitabın sonunu bence çok güzel bağlayarak hikayeyi taçlandırmıştı..

Şimdiye kadar erkekler ile ilgisi olmayan Ariella aşık olarak sevdiği adama sevgiyi fedakarlığı öğretmesi affetmeyi öğretmesi....Muhteşemdi...
Bence bu seriyi  hala okumayan var ise çok şeyler kaçırıyor..Tavsiye ederim...






20 Kasım 2013 Çarşamba

Benden Önceki Kadın - Dorothy Koomson


Kitabın Adı : Benden Önceki Kadın
Yazar:          Dorothy Koomson
Orjinal Adı : The Woman He Loved Before
Goodreads Puanı : 5/4,03
Puanım :    5/4,5

Muhteşem bir kurgusu olan bir kitap okudum..İlk defa okuduğum bir yazar..Romantik Gerilimin muhteşem bir örneği bence...Dorothy Koomson daha önce ülkemizde Artemis yayınlarının çıkarmış olduğu  En Yakın Arkadaşımın Kızı romanı ile tanınmış ama ben okumadım o romanı. Bundan böyle takip edeceğim bir yazar olacak..

Güzellik uzmanı bir sıradan kadın olan Libby Liberty  ile muhteşem zengin ve karizmatik Jack Britcham'ın sıra dışı hikayesi.Yazar hikayeyi karakterlerin anlatımlarından kurgulamış.Bu tip birincil anlatımları sevmem aslında ama hikaye  o kadar akıcı ve kusursuz şekilde kurgulanmış ki okurken mest oldum diyebilirim.

Karakterler olağan üstü canlandırılmış.Hikayenin dozajını  ise yazar kademe kademe artırıp sonlarına doğru yerinizde duramıyorsunuz okurken...Özgün ve değişik bir kurguda kitap okumak istiyorsanız tam size göre bir kitap..

Benden önceki kadın adından anlaşılacağı gibi Libby'nin evlendiği adamın ilk karısının da yer aldığı bir hikaye.. Eve Britcham Jack'in ilk karısı ilk aşkı ilk birlikte olduğu kadın..Evet yanlış anlamadınız ilk birlikte olduğu kadın..Karısı evde bir kazada vefat edince yıllarca kendine gelememiş bir adam..

Libby Lİberty ile bir araba galerisinde karşılaşıyorlar ama hoş bir şekilde değil...Libby onu uzun zamandan sonra ilk uğraştıran yüz vermeyen bir kadın..Onu zorluyor..Fakat karşısındaki adamın çok değişik bir karakterde olduğunu anlıyor ondan uzak durmaya çalışsa da Jack'in merakı ve ısrarlı tutumu yüzünden birlikte olmaya başlıyorlar ama her şey sıra dışı şekilde başlıyor ve öyle devam ediyor..Ve evleniyorlar..

Evlendikten sonra Libby'nin farkettiği şey ilk karısına adeta taptığı ve onu unutamadığı öyle ki evinde hale Eve'in eşyaları ve giyecekleri bir mabet gibi Jack tarafından saklanıyor...Zaman geçtikçe Jack'i ve ailesini yakından tanıdıkça Libby kocasının sevgiye ne kadar muhtaç olduğunu ama bazı şeyleri özellikle ilk karısı Eve'i aralarına soktuğunu  kabullense de bu canını oldukça acıtıyor..Onu anlamaya çalışıyor..

Bu zorluklardan sonra birde  kocası Jack ile geçirdiği trafik kazası zaten zor olan ilişkilerini daha da zorluyor..Geçirdiği trafik kazasında kocasının suçlandığını öğrenmek onu oldukça üzüyor..Aynı şekilde Eve'in ölümünden de sorumlu tutulması ile şaşkına uğruyor..Fakat kazadan sonra Libby çok zor durumda adeta ruhsal travma geçiriyor ve depresyona giriyor..

Yazar bunu o kadar yalın bir dille anlatmış ki o depresyonu çektiği acıları birebir hissediyorsunuz..Ve Libby sonunda evde bir gün Eve'in köşe bucak sakladığı günlüğü buluyor..Bu günlüğü ev inden annesinen ayrılmak zorunda kaldığından beri tutmaktadır..Hayatının bir çok sırları bu günlükte mevcuttur..Libby kocasının bu günlükten haberi olup olmadığını bilmemektedir..Fakat bulmak zorunda olduğu cevaplar Eve'i merak etmesi sonucunda  suçluluk ile okumaya başlıyor..

Günlüğü okurken de yaşadıkları olaylar ile hikaye daha da heyecanlanıyor elinizden bırakamıyorsunuz...
İşte tam da okumak istediğim kuvvetli kurgu ve yaratıcılıkta bir roman..Romantik Gerilimi sevenler bu kitabı elinizden bırakamayacaksınız...Şiddet ile  tavsiye ederim...


Kitaptan Alıntı : 
"Libby" 

Jack'i düşündüğümde, Brighton Rıhtımı'nın sonundaki mini eğlence treninden yalpalayarak indikten sonra titreyen bacaklarla yürüyüşümüzü aklıma getirmeye çalışıyorum. Çakıl taşlı kumsalda havı dökülmüş bir battaniyede uzanmış yatarken ağzıma doldurduğu yapış yapış pamukşekeri bulutlarını aklıma getirmeye çalışıyorum. Sinemanın ön sırasında otururken gömleğimin ceplerine avuç avuç patlamış mısır dolduruşunu aklıma getirmeye çalışıyorum. Gözlerimden yaşlar gelip, iki büklüm olana ve nefessiz kalana kadar kahkahalarla gülüşlerimizi aklıma getirmeye çalışıyorum. 

"Libby, Libby, haydi, uyan artık. Sakın şimdi uyuma." Nazik, dürtükleyici ve hafiften yalvaran bir sesi var. 

Gözlerimi açıyorum ve adamı net olarak seçemiyorum. Yumuşak, yalvaran sesli adamın bulanık bir görüntüsü var ve gözlerimi kırpıştırmam da görüntüyü netleştirmeye yetmiyor. Yüzüm ıslak, başım dönüyor ve çok üşüyorum. Ve her yanım aynı anda ağrıyor. 

"Uslu kız" diyor adam. "Gözlerini açık tutmaya çalış, olur mu? Uyumamaya çalış. Benim kim olduğumu biliyor musun? Beni hatırladın mı?" 

Ağzımdan çıkan sözcüklerin sesi dönüştüğünü düşünmesem de "Sam" diyorum. "Sen bir itfaiyecisin, yani adın Sam." 

Artık yüzü daha net görünüyor, bulanık görüntü hafiflemeye başlıyor. Adamın yüz hatlarını daha iyi seçebildiğim için yüzündeki karanlığı delip geçen gülümseyişi görüyorum. "Bayağı yaklaştın sayılır" diyor adam. 

"Ölecek miyim?" diye soruyorum adama. Bir kez daha, sözlerimin ses dönüştüğünden emin olamıyorum, ama İtfaiyeci Sam beni anlıyormuş gibi görünüyor. 

"Yardım etmeyi başarabilirsem ölmeyeceksin" diyor ve yine gülümsüyor. Erkek kardeşime bu kadar çok benzemeseydi -onun gibi yumuşak hatları, koyu kahverengi teni ve parlak, siyaha çalan gözleri olmasaydı- adama vurulmam işten bile değildi. Ama zaten insanın kahramanlarla yaşaması gereken şey de bu değil midir? Onlara âşık olmanız beklenir. 

Korkudan çok merak duygusuyla "Otomobil patlayacak mı?" diye soruyorum. 

"Hayır. Bu sadece filmlerde olur." 

"Ben de Jack'e öyle demiştim. Bana inandığını sanmıyorum." 

"Bana ondan bahsetsene." 

"Jack'ten mi?" 

"Evet. Biraz önce bana anlatıyordun." 

"Jack..." 

Jack'i düşündüğümde, sözde bizim yuvamız olan evin bodrum katında duran ve anahtarı olmayan kilitli dolabı aklıma getirmemeye çalışıyorum. Onu karanlıkta yapayalnız dizlerini karnına çekmiş, eski filmleri seyrederken ağlayan haliyle aklıma getirmemeye çalışıyorum. Akşam yemeğinde karşısında oturup, onun ne zamandan beri benim için bir yabancıya dönüştüğünü kendime sorduğumu aklıma getirmemeye çalışıyorum. Bir de, zamanın, şifa veren ellerini ona uzatacağı ve yüreğini tüm içtenliğiyle bana açabilmesini sağlayacak yaralanmamışlık halini ona bahşedeceği anın ne zaman geleceğini düşünmemeye çalışıyorum. 

"Libby, Libby, hadi ama. Bana kocandan bahset." 

--- 


17 Kasım 2013 Pazar

Orkide Evi Lucinda Riley

Kitabın Adı: Orkide Evi
Yazar adı: Lucinda Riley
Orjinal Adı: The Orchid House 
Goodreads Puanı :5/3,68
Puanım :5/5



Orkide Evi'ni okumadım adeta yaşadım..İşte böyle hikayeler okumak istiyorum.Daha hayatın içinden ayakları yere basan.Trajik ama umut veren..Okurken bir şeyler katan.Günümüz ve İkinci Dünya Savaşı zamanında yer alan..Cinsel kimliğini bile kazanamamıış bir asilzadenin öyküsü ve yaşanabilmiş en ağır acıları sevdiğini kaybeden torununun hikayesi..

Aile,savaş,sır,gizem,sadakat temaları ile kurgulanmış  Tayland'a kadar uzanan müthiş bir hikaye.
Kitapdaki tüm karakterlere bence adeta hayat verilmişti. 

Julia,Kit,Hary,Lidia,OLivia,Billy, ve Elsie hepsini hayalinizde tek tek canlandırabiliyorsunuz. ..

Hikaye günümüzden başlayıp İkinci Dünya Savaşının karanlık günlerine Tayland'ın egzotik güzellikteki orkidelerine kadar dayanıyor..Gerçek aşkı ve ailesi arasında seçim yapmak zorunda kalan bundan hep pişmanlık duyan bir erkek.
En sevdiği oğlu ve kocasını bir trafik kazasında  kaybeden bir anne ve eş ..Laneti gibi gördüğü yeteneği sayesinde küllerinden yeni aşkı ile tekrar doğan bir kadın..
Sevdiği kadını uyuşturucu yüzünden kurban veren bir erkek..Ona zor zamanında el uzatan çok sevdiği arkadaşına çocuğuna kol kanat germek zorunda kalan bir genç adam...Bu uğurda sevdiği kadını kaybetme riskine  girmesi..Onu kazanması tekrar kaybetmesi...
Hayata dair her şey vardı bu romanda..Yazarın tarzını biraz Kate Morton'a benzetsemde daha dıygusal daha akıcı yazıyor..Daha çok beğendim...Yazarın kalemini tarzını çok sevdim..Kurgusu gerçek hayattan alınma gibi idi..Okurken adeta bir film akıcılığı ile seyrediyorsunuz...


Gelelim konusuna :
Julia Forrester kocası ve oğlunu bir trafik kazasında aynı anda kaybeder.Bu onun için bir yıkımdır.Yaşama isteği kalmamıştır..Duyduğu acıdan aklını yitirmek üzeredir.
İşte bu yüzden biraz toparlanabilmek için büyüdüğü kasabaya ailesinin yanına gider.Aynı acıyı onbir yaşında iken annesi Jasmine'i kaybettiğinde de yaşamış kendisini toparlaması oldukça uzun sürmüştür..Acısını müzik ile aşmıştır.fakat şimdi kocası ve üç yaşındaki çocuğu  yanarken ölürken çaldığı Rachmaninof'un 2.Piyano Konçertosu ona ölüm müziği gibi gelmektedir...
Kasabada bulunan çocukluğunun geçtiği Wharton Park'ın maddi imkansızlıklardan dolayı yeni sahibi Kit Crawford tarafından satılığa çıkartılacağını duymuştur..Satılmadan son defa orayı görmek ister çocukluk arkadaşı Kit ile karşılaşır.Kit evi satılığa çıkartırken de özel eşyaları toparlamaya çalışmakta bir kısmını da hediyelik eşya olarak satılığa çıkarmıştır..

Tam o sırada  bir günlük bulur ve o günlüğün Julia'nın büyükbabasının günlüğü olabileceği düşünürler..Çünkü savaşta Biily Change'de bulunmuş orada üç yıl esir kalmıştır..
İşte bu defterle birlikte çok önemli bir aile sırrını büyük annesi Elsie sayesinde keşfetmeye başlar bu sır Kit'ide yakından ilgilendiriyor ailelerin tüm geçmişi bilinmeyenler arasında gizemli bir yolculuk gibidir..
Öyle ki kendini bir anda Paris ve Tayland'a götüren bir yolculuğa çıkmasına vesile olur..
Bu arada da kendini hiç beklemediği anda çok güzel tutkulu bir aşkın da içinde bulur..Bu aşk ona tekrar müziğine dönmesine iç dünyasının zenginleşmesine aşkının derinliği ile birlikte  diğer yarısına kavuşmasına vesile olacaktır...
Bazı kitapları muhakkak okumak gereklidir..İşte Orkide Evi bu kitaplardan..Şiddetle tavsiye ederim...




14 Kasım 2013 Perşembe

Kaçak Yolcu - Johanna Lindsey



Kitabın Adı : Kaçak Yolcu
Yazar Adı : Johanna Lindsey
Orjinal Adı :Gentle Rogue
Goodreads Puanı : 5/4,21
Puanım : 5/4


Sonunda Malory Serisinin  üçüncü kitabını okudum..Bu seriyi çok seviyorum ama yayın evi bence bu seriyi pek önemsemediğini düşünüyorum.İkinci kitaba göre çevirideki problemler en aza indirilmişti ama yine günlük hayatımızda kullanmadığımız  kelimelerden biri geçiyordu.Geçmek ne demek abuk sabuk kelime konuşma dilinde çok konuluyormuş gibi yer alıyordu...So zamanların moda kelimesi ''Deneyimleme'' ..Bir önceki kitap da Hırçın Aşk'da duyumsama Kaçak Yolcu'da deneyimleme lütfen bu kelimeleri gereksiz yere kullanmayın lütfen..

 Evet kitap çok güzeldi hikaye muhteşemdi ama bütün okuma zevkimi gereksiz yere mahvetti.
Eminim biraz daha özenli bir çeviri ve edit olsaydı daha zevkli bir kitap olurdu..

Yinede çok severek okuduğum bir hikaye idi..Antony Mallory'den sonra James Mallory'nin hikayesi çok güzeldi..

Bu hikayeden sonra Mallory Erkeklerine boy boy Anderson erkekleri de katılmış oldu..Çünkü hikayenin ufak tefek kadın kahramanı Georgina Anderson'un  beş adet iri yarı ağabeyi vardı. Bu hikayeden sonra ki hikayede ise kesinlikle bir Anderson daha olacak..Hem de başka bir Mallory ile..Bu hikayeyi de kaçırmak istemiyorum...

Mallory ailesinin maceralarını okurken kah gülüyor,kah sinirleniyor,kah aşık oluyorsunuz yazarın kalemi muhteşem..Okurken kahkahalarıma engel olamadığım sahneler vardı ..Özellikle James ve Georgina'nın diyalogları çok güzeldi atışmalarının ayrı bir tadı vardı..James Mallory'nin gemisinde karşılaştıkları sahne çok güzeldi...Özellikle banyo sahnesi çok komikti..

Hala daha bu seriyi okumadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz demektir...

Gelelim Kaçak Yolcu'nun konusuna:

Georgina Anderson savaş sırasında nişanlısının izini kaybetmiştir.Altı yıldır ondan haber alamamaktadır. Fakat denizci olan ağabeyleri sayesinde onun nerede olduğuna dair haberler almaktadır.  Onun izini bulmak onun için takıntı haline gelmiştir işte bu yüzden Amerika'dan İngiltere'ye  yanında  aile dostları Mac ile birlikte aramaya gider.Bu aramalarda güvenliğini sağlamak için erkek kılığına girmiştir.
İngiltere'ye vardıklarında bir tavernada yolları Antony ve James Mallory ile kesişir..Fakat James Mallory onun kadın olduğunu en engin tecrübeleri sayesinde anlar.Karışıklıktan istifade eden Georgina Mac ile oradan kaçarlar.
Aldıkları istihbarat ile nişanlısı Malcolm'un izini bulurlar..Onu bulduklarında altı yıl yolumu gözlediği nişanlısının evlenip iki çocuk sahibi olduğunu ayrıca bunun için de çok da beklememiş olduğunu görünce büyük bir hayal kırıklığına uğrar.

Bu olaydan sonra İngiltere'de daha fazla kalmaya katlanamaz bir an önce vatanı Amerika'ya dönmeye karar verir.. Fakat hem maddi durumu hem de  mevcut olanaklar ile bu yolculuk pek de mümkün değildir..Bir gemide bu yolculuğu gerçekleştirme fırsatı bulur.. Maiden Anne gemisinde bir kamarot olarak iş bulur Mac ise bir denizci olarak iş bulmuştur.Hizmet edeceği kişi ise James Mallory 'dir.
Onun özel kamarotu olacaktır.Fakat Georgina'nın hizmet edeceği kişinin James Mallory olduğundan haberi yoktur..
James Mallory ise uzmanlık alanı kadınları baştan çıkarmaktır. Öyle ki bunu  sanat haline getirmiştir. Georginayı gördüğü geceden beri onu her yerde aramış bulamamıştır..Onun la tekrar karşılaşınca hemen tanır fakat onu ürkütüp elinden kaçırmamak için tanımamazlığa gelir. Mac  ile iletişime geçmemesi için onu oyalar ve özel kamarotu yapar..Kimse durumu anlamaması için de onun hareketini kısıtlar.

Georgina ile aralarında kedi fare oyunu  böylece başlar..Georgina onun kendinin tanıdığından habersiz yolculuğu kazasız belasız atlatma peşindedir..James ise onun neler yapabileceğini ve yatağına nasıl alabileceğinin hesapları peşindedir..Çünkü bu genç kızı gördüğünden beri aklından nasıl oldusa çıkaramamıştır.. Onu elde edince zihninden çıkaracaktır.

Çeviri  ve editteki tüm problemlere göre çok güzel bir romandı..Severek okudum..Bir yerde serinin en güzel çevrilmiş kitabı olduğu yazıyordu yorumların birinde ben buna kesinlikle katılmıyorum..Bu serinin en başarılı kitabı Seninle Başım Dertte idi bence. Her bakımdan dör dörtlük bir kitap idi..Umarım bundan sonraki hikayeler de onun başarısına erişir...

Korsan  tarihi aşk  romanlarını seviyorsanız ve mizah ile harmanlanması  tercihiniz ise bu kitap tam size göre..
Kaçırmayın derim...


Kitaptan Alıntı:

Sorusuna cevap olarak Georgina,o yaştaki bir çocuk gibi kafasını salladı ve çenesini yavaşça yukarıya kaldırdı. Bu sefer tamanın görecek şekilde ona hızlı bir bakış atacaktı ve sonra kaafsını aşağıya tekrar eğecekti.Bu onun kafasında yarattığı toy ve utangaç çocuk karakterini destekleyecek bir haraket olacaktı.
Fakat işler istediği gibi gitmedi. Hızlı bir bakış attı,tekrar kafasını planladığı gibi eğdi ama her şey mahvoldu. Gönülsüzc kafasını tekrar kaldırdı ve gözleri gecelerce hayallerini süsleyen yeşil gözlere kilitlendi.
Bu mümkün değildi. Tuğla duvar? Burada? Bir daha asla yollarının kesişmeyeceğini düşündüğü kibirli.kaba adam? Burada? Hiznet edecği kişi o olamazdı.
Adamın koyun kumral kaşı alaycı bir merakla havaya kalkarken,dehşet içinde izledi.
''Bir sorun mu var evlat?''
Tiz bir sesle,
''Hayır.''dedi e kafasını öyle hızla indirdi ki acı şakaklarına yayıldı.
''Allak bullak olmadın değil mi?''
Bu gülünç sorgulamaya karşılık hayır namında bir ses çıkardı.
''Harika !Görünüşüm katlanılamayacak gibi değil yani.''




******
Georgina ona tatlı sert bir bakış attı.Daha önce kendine söylenmediği için bir şeyi yapmayı unutması da söz konusu değildi,hliyle kendini suçlu hissetmiyordu.
''Hangi işimi aksattım efendin?''
''Ne? Ah,banyomu,tabii li. Yemekten hemen sonra banyo yapmak isterim.''
''Tatlı suyla mı deniz suyuyla mı?''
''Tatlı,her zaman, Sıcak ama kaynamış değil. Genellikle sekiz kova su yeterli oluyor.''
''Sekiz!'' Başını hızla aşağıya indirdi,sesindeki kaygıyı duymamış olduğunu umuyordu.
''Evet efendim anladım.Sekiz.Bİr haftada bir mi yoksa iki hafta da bir mi olacak?''
''Çok komiksin sevgili oğlum.'' kıkırdayarak ..
'' Elbette her gün.''
İnledi. BUna engel olamamıştı. Lanet adamın bunu duyup duymadığını da umursamıyordu.Koca öküz titiz olmalıydı. Georgina da her gün banyo yapmaya bayılırdı ama güverteden her gün kova kova su taşımak anlamına geldiğinde değil.

*******

Kız kapıyı kapattığı gibi Connie hemen sordu:
''Ne zamandan beri gemi okyanusa açıldığında her gün banyo yapar oldun Hawke?.''
''O tatlı kız bana hizmet etmeye başladığından beri.''


Malory Family

1. Love Only Once (1986) Seninle Başım Dertte
2. Tender Rebel (1988) Hırçın Aşk
3. Gentle Rogue (1991) Kaçak Yolcu
4. The Magic of You (1994)
5. Say You Love Me (1996)
6. The Present (1998)
7. A Loving Scoundrel (2004)
8. Captive of My Desires (2006)  Aşkta Seni Seçtim
9. No Choice But Seduction (2008)
10. That Perfect Someone (2010)
His Ruthless Heart (omnibus) (2006)

9 Kasım 2013 Cumartesi

Kalbinin Sesini Dinle-St Petersburg Geceleri

Kalbinin Sesini Dinle - Nora Roberts

Kalbinin Sesinin Dinle 1990 'lı yıılarda geçen tipik bir Nora hikayelerinden..Yine çok severek okudum.Elimden bırakamadım..İlk hikayede Natasha Stanislaski'nin hikayesini okuduktan sonra  Stanislaski kardeşlerinin  hikayelerinin  ikincisinde Mikhail Stanislaski'nin macerası vardı..Bu nasıl bir seridir böyle ki aile ortamınının sıcaklığı beni mest etti. Stanislaski ailesinin sıcaklığı sevgisi beni büyüledi..Kardeşler arası ilişkiler anne ve babalarının çocuklarını sevgileri ile sarmalamaları muhteşemdi..Kitabı okurken alenin üyesi oluveriyorsunuz.Bu aileden kopamıyorsunuz  tabii ki kadın kahramanımız Sydney Hayward içinde aynı durum geçerli idi..
Sydney Hayward'a büyük babasının ölümü ile aile şirketinin yönetimi ve yüklü bir miras kalmıştı. Çocukluğundan beri bir Hayward gibi olmayı öğrenmesi için yetiştirlmişti.
Her zaman ailesinin dilek,istekleri ve beklentileri onun hayatını yönlendirmişti..Biten evliliğini de onların istek ve doğrultusunda yapmıştı ama sonu hüsran olmuş ve çocukluk arkadaşı en iyi dostunu kaybetmişti bu uğurda...Bu şirketin yönetimi ile de hiç bilmediği alanlara yelken açıyordu..

Büyük babasının ölümü ile devraldığı  şirketin mal varlıkları içinde  Mikhail Stanislaski'nin de oturduğu apartmanda vardı..Fakat burası çok eski bakımsızdı.Büyükbabası hastalığı sırasında ilgilenememişti..Bu apartmanın acil tamire ihtiyacı vardı. Sydney ile karşılaşmaları deyim yerinde ise tam bir savaş başlattı aralarında..Fakat sert görünüşlü Ukraynalı yabani adam soğuk görünümlü bu sosyetik genç kadının hayatını alt üst etti..Tüm taşları yerinde oynattı annesi ile arasını bozulmasına neden oldu..
Değer miydi? Bunun cevabı için sizi Kalbinin Sesini Dinle kitabına davet ediyorum...Bu Ukraynalı aşlenin sıcaklığı sizi iliklerinize kadar ısıtsın...

St.Petersburg Geceleri Penny Jordan


Penny Jordan çok sevdiğim yazarlardan..St.Petersburg Geceleri tipik bir intikam hikayesi idi..Çocukluğunda öz babası tarafından terk edilen Kiryl Androvonov'un tüm amacı babasından intikam almaktı.Annesinin çingene asıllı olması da bu red edilişin sebeplerinden biri idi.
Babası tarafından acımasızca terk edilip red edilmesinden sonra Kiryl kendini yetiştirir ve hem zengin hem güçlü bir adam olur.Bunun için kalbini atması gerekmiştir.
Babası gibi zengin olmanın yoluna bir adım bir ihale kalmıştır..Bunun içinde aynı zamanda rakibi olan Vasilii Demidov'un kız kardeşi Alena'dan geçmektedir..
Bu tecrübesiz , deneyimsiz kızı baştan çıkararak bu ihaleyi almayı planlayarak bu açlçakça planı uygulamaya koyar..Fakat göz ardı ettği kalbinin tekrar atmaya başlamsıdır..
Güzel bir hikaye idi bazı yerlerinde erkek kahramanın alçaklıklarına son derece sinirlendim..
Keyifle kafa dağıtmak için bire bir bence...

6 Kasım 2013 Çarşamba

Kötü Şöhretin Bedeli -Julia Justiss



Kitap Adı : Kötü Şöhretin Bedeli
Yazar       : Julia Justiss
Orjinal Adı:  THE RAKE TO RUIN HER
Goodreads Puanı: 5/3,39
Puanım 5/4



Hiç ummadığım anda bir hazine bulmuş kadar sevindim bu kitabı okurken..Beni bu kadar etkileyebileceğini düşünmemiştim. Regency dönemine ait bir hikaye ve Napolyon zamanında geçiyor.Aşk,Tutku,Casusluk,Aile ,Sadakat temaları ile harmanlanmış..Ransleigh Rogues Serisinde yazar iki kitap yazmış ama seri devam edecek büyük ihtimal ile ..Şubat 2014'de serinin diğer kitabı yayımlanacak ülkemizde..Kötü Şöhretin Bedeli kitabın adı ve kuzenlerden Will Ransleigh'in hikayesi ..
Serinin ilk kitabı Kötü Şöhretin Bedeli'nde Max Ransleigh'in hikayesi ile başlıyor.
Çok değişik bir konusu yok ama yazarın kalemini çok akıcı ve sevimli buldum.Çeviride bir kelime dışında oldukça başarılı idi..

Biri ile bir macera yaşarken tecrübe etmediğiniz bir şeyi deneyimleyemezsiniz...Denersiniz...Lütfen çevirmenler halkın konuşma dilini kullanın lütfen..Bu kelime yüzünden sadece 1 puanı kırdım...Bu kelimenin geçtiği hiç bir kitaba da bayılsam da tam puan veremeyeceğim...

Kısaca Konusuna gelirsek ;
Max Ransleigh bir Kont'un ikinci oğludur..Biraz da babasının gözüne girmek içim İngiltere Dış İşlerinde çalışmaya başlayan genç bir diplomattır.Fakat çok önemli bir kongrede tuzağa düşürülür ve gözden düşer..
Açığa alınır..Babası da  onu evlatlıktan red eder.Ne yapsa suçsuzluğunu ispatlayamaz. Onu tuzağa düşürenlere ulaşamaz..
Biraz kafa dinlemek ve hayatı ile ilgili karar vermek amacı ile kuzeni Alastair Ransleigh'tin evine gider.Şansına orada da sosyetede ki bekar kızlar ve erkekler  için parti verilmektedir.Onun kötü şöhretinden davetin etkilenmemesi için ortalıkta görünmeye niyeti yoktur.

Fakat serada kitap okurken karşılaştığı Caroline  Denby ile karşılaşır. Babasından oldukça yüklü bir miras kalan Carol çiftliğindeki atları yetiştirmek ve evlenmek için  söz verdiği çocukluk arkadaşı Hary'nin Hindistan'dan gelmesini beklemektedir.Fakat iyi kalpli üvey annesi onu evlendirmeye kararlıdır..O yüzden bu davete gelmiş kendi kızını ve Carol'u evlendirmeye kararlıdır.

Ancak Caroline'in aklında daha değişik bir çare vardır.Babasından kalan mirasın ve babası ile birlikte geliştirdiği at çiftliğinin geleceği için bunu bir kocaya kaptırmaya hiç niyeti yoktur.Fakat davetlilerden Henshaw onu gözüne  kestirmiştir..Kötü olan maddi durumunu Carol ile evlenerek düzeltebilirdi..Bunun için de ne olursa yapmaya hazırdı Carol'a tecavüz etmeye girişecek kadar de ileri götürmeye de.

Bu isteğini tam gerçekleştirmek üzere iken Max tarafından engellenir.Ama bu yapmak istediği saldırı Max'in üstüne kalır ve Carol'in onuru lekelenir..Bu tam da Carol'in istediği bir sonuçtur..Fakat hesaba katmadığı üvey kız kardeşinin onurudur çünkü bu durum onun geleceğini de etkileyecektir.

İlk gördüğü anda etkilendiği Max'ı kendisi ile evlenmesini istemez. Max ise tam bir skandalı yeni atlatmışken başka bir skandalın patlak vermesinden rahatsız olduğu kadar da şaşkındır da..Carol'un cesareti,dürüstlüğü de onu çok etkilemiştir..Aralarındaki mevcut çekimi de göz ardı edememektedir. Carol ile evlenmek fikrinin kendisini hiç de rahatsız etmediğini aksine dehşetle heyecanlandırdığını fark eder.

Çok beğenerek severek okudum...Historical seven arkadaşların severek okuyacağını tahmin ediyorum...Bence bir deneyin eminim pişman olmayacaksınız...


..







4 Kasım 2013 Pazartesi

İkinci Şanslar Durağı-Kristan Higgins


Ktap Adı: İkinci Şanslar Durağı
Yazar Adı : Kristan Higgins
Orjinal Adı :Until There Was You
Goodreads Puanı: 5/3.99
Puanım :5/3,7




Kristina Higgins'in okuduğum ilk kitabı..Biraz kafamı dağıtmak için almıştım..Yazarın güzel bir kalemi var ama nedense  hitap etmedi..Sanırım bu yazarda Susan Elizabeth Philips'in kalemini aradım neden aradısam..Yazarın stili çiklit tarzına da benziyordu günümüz romans kitaplarına da.Kitabı okurken kah hüzünlenip kah gülüyorsunuz..Hikayeyi çiklit tarzlarındaki birincil şahıs ile anlatmıyor ki buna çok sevindim..Sevmedim ben bu tür anlatımları nedense..

Yazarın anlarımında olaylar da çok fazla detay ayrıntı vardı.Ama hikaye de çok sevimli idi..Tam anlamı ile ikinci şans hikayesi idi..

Kadın Kahramanımız Posey, gerçek adı ile Cordelia, 34 yaşında  şimdiye kadar çok ciddi aşk ilişkileri olmamış..Hani bazı tipler vardır kaç yaşında olursa olsun çocuk görünümlü olurlar. Posey tam da onlardan..
 Bir evlatlık olan Posey'nin yine evlatlık alınan bir agabeyisi ve onun partneri Jon var. Bir de çekilmeyen ve bencil bir kuzen olan  Gretchen'da var.. Dünyayı kendi etrafında dönüyor sananlardan ..Posey'i evlat edinen  ailesi Alman ve Alman yemekleri yapan bir restoranları var..

Erkek kahramanımız Liam ise lise çağlarında serseri gibi dolaşmış, orada burada takılmış,bir genç..Kadın ilişkilerinde ölen karısı ile karşılaşıncaya kadar pek de  seçici davranmamış. Emma ile karşılaştıktan sonra ona deyim yerinde ise vurulmuş..Posey'i ise bir arkadaş olarak görmüş..Posey'e gerçek adı ile hitap eden bir tek kişi ise Liam ve onun kendisine yanık olduğunu da fark etmiş ama  Posey'i görmezden gelmiş bir gençti. Emma ile evlenip kasabayı terk ettikten sonra Posey ile hiç görüşmemişler.

Fakat Posey'de Liam ile ilgili başka bir kalp kırıklığı da var... Liam farkında olmadan mezuniyet gecesi onun kalbini çok fena acıtıyor..O geceden sora Posey için mezuniyet geceleri hep hayal kırıklığı ve unutmak istediği bir gece olur..O geceden sonra da ilişkilerinde istediği yakınlığı ve sıcaklığı bulamayacaktır..Deyim yerinde ise gelip geçici ilişkiler  terk edilmeler Posey'in hep hayatında olur..Bunun ile ilgili kabullenmesine üzüldüm ve cesur davranmaya çalışmasına hayran oldum bu kendisi küçük yüreği büyük kadının...

Ama Emma'nın ölmesi üzerine kızıyla şehre geri dönen Liamın varlığı  ona her şeyi  unutturacaktı..Liam karısını kaybettikten sonra 15 yaşındaki kızı Nicole ile kasabaya geri döner..Eşi Emma'yı  kaybetmek ve geçirdiği  kaza  onda  panik atak rahatsızlığına ve aşırı kontrolcü bir baba olmaya dönüştürmüştür..Kasabaya  dönerek hayatında yeni bir sayfa eşini kaybettikten sonra oluşan kaostan kurtulmayı umarken hiç ummadığı anda onu Emmadan da daha fazla sarsabilecek bir kadın ile kaşılaşmayı elbette ummuyordu...

Hiç bir kadın ilk aşkını unutmaz Posey'de Liam'ı hiç unutmamıştı..Şimdiye kadar da birlikte olduğu erkeklerde belki de hep onu aramıştı..Onu tekrar gördükten sonra ne yaparsa yapsın ona tekrar aşık olacağını tahmin ediyordu elbette..Kalbini en çok Liam acıtmış kırmıştı..Bunun tekrar olabileceğini biliyordu ama ondan uzaklaşmak elinde değildi ki...

Bile bile ateşe atlamak idi onun ki...Liam ise Posey'den bu kadar etkilenip onunla yeniden nefes almaya başlayacağını tahmin bile edemezdi..Onun ile uyumak, nefes almak ,gülmek hayata kafa tutmak. Posey sayesinde kızı ile de ilişkileri bir düzene girmişti..Fakat vermeleri gereken sınavlar bitmiyordu..Güzel ve sevimli bir hikayedi..Birde gay çiftimiz vardı hikayede ki onlar da müthiş idi...

Romantik ikinci şans hikayelerini seviyorsanız  bu kitabı kaçırmayın..