Tarihsel Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihsel Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2017 Pazar

Oyun-Brenda Joyce




Orijinal Adı. The Game
Edisyon Adı: Oyun
Yazar : Brenda Joyce
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çeviri: Gülce Arman Bayrakçı
Goodreads Pıuanı : 5/3,95
Puanım :5/5

Merhabalarrrr..!
Uzun zamandır kitaplarımı yorumlamıyorum. Kitap okumayı bırakmadım ama yorum yapmak zor gelmeye başladı açıkçası.
Bir süre önce özel hayatımda yaşadığım kayıp nedeniyle pek de içimden gelmiyordu.
Son zamanlarda okuduğum kitapların büyük bölümünü yorumlayamadım. Bu zaman zarfında okuduğum tütün dışında kitaplar okumaya çalıştım.Şans vermediğim yazarların kitaplarını okudum.


Fakat Brenda Joyce'in De Warren Hanedanını konu alan serisinin de sonuna gelindi. 

Bir seri daha bitti. Ama ne seri tek kelime ile muhteşem bir seri idi bence.Serinin bazı kitaplarından çok çok etkilendim. Bazılarını ise vasat buldum.Brenda Joyce en sevdiğim yazar Judith McNaught'u aratmadı.Bir nebze olsa da beni teselli etti. Yazarın yeni kitaplarının fazla bekletilmeden basılmasını ümit ediyorum.ve bu güzel seriyi en baştan arka arkaya okumayı planlıyorum..


Gelelim kitabımıza Orijinal adı The Game olan Oyun I.Elizabeth döneminde geçiyor. Brenda Joyce hikayeyi tarihe uygun olarak kurgulamış. Bunu kitabın sonundaki bir notta da belirtiyor zaten. 



Kraliçe Elizabeth'in saltanatında 1562 yılında kurgulanan bu kitap, Norman manastırında hayatının son altı yılını yaşayan güzel bir İrlandalı asil kadın olan Katherine FitzGerald'ın hikayesini anlatıyor. Nihayet Baş rahibeyi, Cornwall'a ev sahipliği yaptığı arkadaşı Juliet ile terk etmesine izin vermeye ikna edebilen iki genç kadın, altın tüyler kıran korsan ünlü Shane O'Neill'in oğlu Liam O'Neill tarafından açık denizde kaçırıldı. İngiliz soylu annesine tecavüz eden barbarca bir İrlandalının gayri meşru oğlu.. Bu durumun acısını çektiği için çocuk sahibi olmamaya yemin etmiş Liam O'Neill 


Liam, gemisinin güvertesinde Katherine'i ilk gördüğünde, onun olması gerektiğine karar veriyor.. Ancak Katherine onun  baştan çıkarmasına karşı koyar ve onu babasına götürmesi konusunda ısrar eder.  Liam onu  ve Londra'ya götürür orada  babasının yoksullaştığını, unvanları ve toprakları kendisinden soyulduğunu ve Kral Elizabeth'in yanındaki dikenli kuzeni FitzMaurice tarafından tazmin edilen bir ev hapsinde olduğunu öğrenir.


Katherine'nin serveti ve soylu bir evlilik hayalini kaybetmiş ne yazık ki , öyle görünüyor ki Katherine korsanın ödülü olacaktır. Ancak Liam'ın planları, öfkeli bir Kraliçe Elizabeth'in önünde tutsak edildikleri zaman kesilirler. Katherine, Elizabeth'in merhametine kalır ve Kraliçe tarafından özel nedime tayin edilir. 
Kraliçe, onu Liam'tan ve mahkemeden uzak tutacak olan Katherine için bir evlilik düzenlemiştir, ancak onu tutmaya kararlı olan korsan, "oyunda" Katherine'i onun yanında tutacak ve babasının topraklarını ve ünvanını geri alarak evlilik planlamaktadır. 


Katherine, başkalarının kaderini belirlemesini beklemeyen ama biraz tedbirli davranan cesur ve güzel bir kadındır. Liam korsan, ama aynı zamanda iyi niyetli, sadık ve büyük bir sevgiye sahip bir adam.  Babasının mirasından ve annesinin vasiyetinden hatırlatacak olan mirasına son vermeye çalışıyor. Bir ülke ya da ev olmadan, Denizlerin Efendisi olur.

Çok etkili dramatik sahneleri vardı. Kraliçe Elizabeth'i şımarık,egoist bir kız çocuğuna benzettim. Çevresindeki erkeklere sahiplenerek hayatlarına müdahale etmesi bende antipati uyandırdı..Özellikle romanın sonlarına doğru Katherine'den yeni doğurduğu bebeğini alması ........
Kraliçe Elizabeth

Bu tip handikaplardan siyasi deha Liam sayesinde kurtulacaklardır....
Tek kelime ile müthiş bir roman idi. Dönemi adeta yaşatan heyecanlı bir korsan hikayesi idi.. 


de Warenne Dynasty

01. The Conqueror (1990) Gönül çelen
02. Promise of the Rose (1993) Gülün Sözü 
03 The Game (1994) Oyun
04. The Prize (2004) Bir Avuç Aşk.
05. The Masquerade (2005) Maskeli Balo
06. The Stolen Bride (2006) Kaçak Gelin
07.A Lady at Last (2006) Aşka Yelken Açanlar
08. The Perfect Bride (2007) Kusursuz Gelin 
09. A Dangerous Love (2008) Tehlikeli Aşk
10. An Impossible Attraction (2010) İmkansız Aşk.
11. The Promise (2010) Yemin

5 Kasım 2016 Cumartesi

Kumandanın Aşığı-Pam Jenoff



Orijinal Adı: The Kommandant's Girl
Edisyon Adı: Kumandanın Aşığı
Yazar : Pam Jenoff
Çeviri: Enver Gürsel
Yayınevi : Pegasus Yayınları
Goodreads Puanı: 5/3,91
Puanım :5/4,5



Tanıtımın da önce kapağı sonra da konusu dikkatimi çekti. Uzun zamandır değişik bir  konu arıyordum..Kitabı okumaya başladığımda da yazarın anlatımı dikkatimi çekti. Birincil anlatımları pek sevmem okurken de sıkıntıya girdiğim doğrudur. Birincil anlatım olduğu halde kitap kendini okutturuyor...
Mekan Polonya zaman,İkinci Dünya Savaşı başlangıcı...Ve Naziler..Çalışma kampları,kan,silah,ölüm temalarında yazar zamanın şartların da dışında  bir aşk hikayesi yaratmış...
Başka biri ile evli olan bir yahudi genç kadının trajik hikayesi..


TanıtıM

Aşk için neleri göze alabilirsiniz? 

1939 yazı. On dokuz yaşındaki Yahudi Emma Bau’nun hayatı Nazilerin Polonya’yı işgal etmesiyle bir gecede altüst olur. Üniversite kütüphanesindeki işinden ayrılmak zorunda kalır ve altı haftadır evli olduğu kocası Jacob direniş örgütüne katılmak için kaçar.
Gettodaki ailesinin yanına giden Emma direniş örgütü tarafından gettodan çıkarılır ve sahte bir kimlikle kocasının teyzesinin yanında yaşamaya başlar. Anna Lipowski adında bir Hıristiyan olarak hayatını devam ettirmeye çalışan Emma’nın yaşamı, Nazi komutanı Richwalder’le tanıştığında daha da tehlikeli bir hal alır. Emma’dan etkilenen kumandan ondan sekreteri olmasını ister.
Nazi üssünde çalışmaya başlayan Emma’dan direniş için bilgi toplaması istenir, genç kadın da bunun için her şeyi yapmaya hazırdır. Ama bu görevin evliliğini ve hayatını riske atacağının henüz farkında değildir. Emma, ailesinin, kocasının ve halkının hayatını tehdit eden bu adama âşık olmaya başladığını fark ettiğinde ise iş işten geçmiş olacaktır.  

“Göz kamaştıran bir sadelikle yazılmış, insanın nefesini kesen bir roman. Romantik tarihsel kitapların en iyilerinden.”
Publisher’s Weekly

 “Pam Jenoff hayal dahi edilemeyecek bir durumda yaşayan insanların portresini etkileyici bir şekilde çiziyor.”
Booklist


Emma Almanya'nın Polonya'yı işgali sırasında Yahudi bir kız. ailesi (Yahudiler şehrin geri kalanından gizlenmiş tutuldu) Krakow gettosuna taşındığında o sadece evli ele geçirmiş bulunmaktadır. Kocası Jacop, bir direniş savaşçısı, getto kaçışını düzenler ve onun zengin teyzesi ile yaşaması için gönderir. Ancak Emma'nın kimliğini değiştirmesi özellikle Yahudi olduğunun bilinmemesi gereklidir..Annesinin ölümüne tanık olduğu Lukasz isimli küçük bir çocuğun görünürde ablası olacak Anna ismini alacaktır..Jacops'ın teyzesi Krysia'nın yeğeni rolünde olacaktır...
Krrsia'da direniş örgütü içinde koordineli şekilde çalışmaktadır. 
Anna oradayken verdiği ilk davet de Nazi komutan Richwalder ile tanışır..İkili arasında müthiş bir çekim oluşur. Ondan çok etkilenen komutan Anna'ya sekreteri olmasını teklif eder. İkili arasındaki çekimi kullanmak isteyen Jacop'un teyzesi Krysia meydana gelecek olayların başlangıç fitilini ateşlemiş olur. Anna yani Emma'ya karargaha girerek direniş örgütüne büyük faydaları olabileceğini söyleyerek onu ikna eder..

Ancak Emma için durum o kadar kolay değildir.. Bu Nazi komutana gün geçtikçe daha çok alışıp ısınmaya hoşlanmaya başlar...Onunla savaş olmadığı zamanda karşılaştığında ne olurdu diye sorgular bulur kendini..Ama zaman savaş rüzgarlarının gün geçtikçe daha sert estiği zamandır..
Örgüt ondan gittikçe daha çok şeyleri isterken; o da düşmanına daha çok bağlanmaya başlar...
Zaman savaş zamanıdır..Kan,ölüm kol gezmektedir.. Sivil zamanlarda olmayacak şeyler olabilmektedir...O yüzden okurken ahlaki olarak çok da etik olaylar belki de yaşanmıyor...Ailenizi sevgilinizi herseyinizi kaydedebilirsiniz öyle değil mi?? Savaş zamanın da ayakta kalmak hayatta kalmak en önemlisidir..

Okurken ön yargıları bir kenara bırakarak okumanızı tavsiye ederim..

Kitap iki kitaplık bir serinin ilki devamı var...
Diplomatın Karısı...


Bir an önce onu okumak istiyorum..


Keyifli okumalar dilerim..

8 Haziran 2016 Çarşamba

Solmayan Güller-Jennifer Donnelly




Orijinal Adı : The Tea Rose
Ediyon Adı :Solmayan Güller
Yazar Adı : Jennifer Donnelly
Çeviri : Nil Bosna
Yayınevi : Epsilon Yayınları
Goodreads Puanı :5/4,17
Puanım 5/5


Çaysız bir yaşam düşünemiyorum...Solmayan Güller isimli bu romanda çay ana konulardan belki de en önemlisi idi.
Roman Londra'nın doğusundan Amerika'da New york sokaklarına kadar uzanan macera,aşk,cinayet,fakirlik temalarında tarihsel kurgu bir romandı.
Kitabın tanıtımını ilk okuduğumda bu romanı okumalıyım dedim kendime..
752 Sayfa olduğuna bakmayıp aldım iyi ki almışım. Kitabı elimden bırakamadım..Bir zamanlar TRT'de tek kanallı olduğu dönemlerde Bestseller serisi vardı o dönemde muhteşem diziler seyrettiğimi hatırlıyorum ki Solmayan Güller tam da o tipte seri olabilecek bir roman idi..
Biraz araştırdığımda da Solmayan Güller yazarın Rose serisinin ilk kitabı olduğunu anladım..
yayınevinin bu seriye devam etmesini umut etmek istiyorum..Bu kadar sağlam kurgu yeteneği olan yazarı çok ama çok okumak isterim...


Gelelim romanın konusuna;

19 Yüzyılda İngiltere ve Amerika'ya kadar uzanan bu roman tam da İngiltere'nin sanayileşme devrinde fabrikalarda çalışan emekçilerin çektiği sefaleti gerçekçi bir şekilde yansıtan bir hikaye idi.
Romanın kadın kahramanı Fiona'nın çetin maceralı hayatını okurken çok etkilendim...
Bir erkekten çok ama çok çekti Fiona. William Burton..Fiona'nın hayatını kökünden savurarak anne,babası ve ağabeyinin ölümüne sebep oldu..


Fiona'nı canından çok sevdiği sevgilisi çocukluğundan beri arkadaşı olan Joe Bistrow ile hayatlaını birleştirmeyi,dükkan açmayı,evlenmeyi hayal ediyorlardı ama kaderin ve Burton Çayları'nın sahibi William'ın başka planları vardı..Sevdiği adamın büyük ihaneti,ailesini kaybettikten sonra yaşama arzusu kalmamıştır..
Fakat babasının tazminatı için çalıştığı şirkete gittiğinde duymaması görmemesi gerekenlere tanık olduktan sonra,Fiona'nın yaşamak için kaçması gerekiyordu..Ailesinin katilinden sevdiği adamın başka kadınla evlenmesinin ardından onu İngiltere'ye bağlayacak bir şey kalmamıştı...
Ona bu yeni yaşamına başlarken yardım eden bir vardı..Onunla gemiye binerken tanıştı..Nicholas Soames romanda en çok hayran olduğum erkek (!) karakterdi....


Onunla her şeyini paylaştı..Kardeşten daha yakın oldular birbirlerine.. Sonra da karı koca olmak zorunda kaldılar..
Fiona'nın girişimcilik zekası Nick'in sanata olan  aşkı ile birleşince çok daha bambaşka şeyler ortaya çıktı...
Daha fazla detay vermek istemiyorum.. Ben bu romana bayıldım ve serinin tümünü okumak istiyorum. Umarım okuyabilirim...
Historical,aşk,macera,polisiye konularını seviyorsanız...Tam da size göre bir roman...

                                                                      


Rose 

1. The Tea Rose (2002) Solmayan Güller 
2. The Winter Rose (2006)
3. The Wild Rose (2008)



4 Mayıs 2016 Çarşamba

Eczacının Kızı-Charlotte Betts



Orijinal Adı: The Apothecary's Daughter
Edisyon Adı : Eczacının Kızı
Yazar: Charlotte Betts
Çeviri : Solina Silahlı
Yayınevi: Feniks Yayınevi
Goodreads Puanı : 5/3,79
Puanım :5/5




Tarihsel Kurgu romanlarını oldum olası çok sevmişimdir..Charlotte Betts'i de ilk defa okuyorum. Kitap çıkalı epeyce oldu ki sanırım 2013 yılında çıktı. Nedense Eczacının Kızı kitabına hep mesafeli durdum. 
İlk çıktığı zamanlar çok kişi okudu kitabı okuyanlar da çok beğendi. Çok fazla gündemde olan kitaplara nedense fazla merak etmiyorum.

Ne zaman yazarın ikinci kitabı Ressamın Çırağı çıktı ben yazarı okumaya karar verdim...
Ressamın Çırağı'nda da Eczacının Kızı'ndaki Susannah'ın kızının hikayesi var o yüzden  Ressamın Çırağı'nı okuyacağım..


Gelelim Eczacının Kızı'na ;
 Roman çok akıcı su gibi akıyor , zevk ile okunuyor. Çevirinin ve editin çok başarılı olduğunu belirtmeliyim.
Tarihi Kurgusal romanlarda genel olarak var olan o durağanlık (hepsinde olmasa da) yok. 

Karakterleri çok güzel işlenmiş ve yan karakterler de gerçekten var kitap da. 17. yüzyıl İngilteresi'nin sosyal yaşamı,veba salgınını yazar o kadar güzel işlemiş ki adeta o çağı yaşıyorsunuz..

Özellikle o dönemdeki Eczane de babasına yardım ederek çalışan bir genç kızın gerek aile hayatı sosyal hayatının anlatımını beğenerek okudum. Yazar o çağdaki yaşanan veba salgınının dehşeti adeta yaşattı diyebilirim...


Kitabın kadın karakteri  üzerine kurgulu olan Eczacının Kızı'n da Susannah babası ile birlikte yaşamaktadır. Son derece sakin ve huzurlu hayatı vardır. 26 Yaşında olmasına rağmen babasının desteği ile evlenmemeye karar vermiş evliliği ötelemiştir.
Ancak; babası Arabella isimli dul bir hanımla evlenmeye karar verir.


Cornellius ikinci evliliğini yaptıktan sonra kızına bir eş ayarlar yüksek bir drahmi karşılığında Henry isimli eczanenin müşterilerinden olan doktor William Ambrose'in kuzeni yakışıklı ve çekici bir erkek olan Henry ile evlendirmeye karar verir.
Ancak Henry göründüğü gibi olmadığı gibi Susannah'a zannedildiği gibi değer vermediği gibi kalbindeki kadın ile evlenemediği gibi ondan bir de oğlu olmuştur..
Bunlardan habersiz olan Susannah büyük umutla yaptığı evlilikte büyük hayal kırıklıklarına uğraması kaçınılmazdır..


Ve bir gün kocasını Veba'dab kaybetmesi ile hayatı bir karabasana döner. Kocasının yakışıklılık ve sempati maskesi ile sakladığı sırları açığa çıkar..
Bu zor günlerde onu koruyup destek veren ise Doktor William Ambrose'dir..
Kitap da sanırım üvey anne Arabella karakterini hiç hazzetmedim diyebilirim..


Baba karakteri Cornellius'u resmen bence avladı..
Baba olarak kızının hayatını altüst ettiğini düşünüyorum..Kızı ile o kadar güzel bir ilişkisi ve hayatı varken ; verdiği karar ile bir anda kızının hayatını karartığı gibi kendi hayatını da bir anlık zevkleri için heba etti.

Kızına bir baba olarak çok büyük zarar verdi. Çünkü evlendiği kadın çıkarcı,yalancı ve erkek avcısı bir kadın idi. Evlenir evlenmez genç kıza kapıyı göstermesi kaçınılmaz idi..
Romanın en beğendiğim tarafı ise bu kadar ağır sorunların içinde muhteşem bir aşkı da barındırması idi..
Özellikle sonu çok güzeldi..


Hızla yayılan Veba salgını,ihanet,aşk.vefa temalarında ve 17 Yüzyıl İngilteresi'nin atmosferinde yazılan bu romanı çok beğendim..


Hala okumadınız ise tavsiye ederim...




23 Mart 2016 Çarşamba

Çıplak Ayaklı Kraliçe-İldefonso Falcones



Orijinal Adı : La reina descalza 
Edisyon Adı: Çıplak Ayaklı Kraliçe
Yazar : İldefonso Falcones
Yayınevi Pegasus Yayınları
Çevirmen :Zeynep Nazan Tezcan
Goodreads Puanı :5/3,76
Puanım :5/3



Yazarı sıkı takipçisiyim daha önce çıkan ; Deniz Katedrali ve Fatıma'nı Eli isimli kitaplı çok severek okumuştum...İki Romanda yazıldığı dönemi adeta yaşatan romanlardı.

Çıplak Ayaklı Kraliçe de yazıldığı dönemi  iyi yansıtan bir kitap idi. Ancak nedense hikayeye başlarda bir türlü giremedim...18.Yüzyıl İspanya'sının toplumsal ve siyasi olaylarının eşliğinde kurgulanan hikaye genel anlamda oldukça etkileyici bir hikaye idi. ,Fakat bazı yerlerinde çok fazla detay varken bana göre önemli olan yerlerinde yazar sanki geçiştirmiş gibi idi.


Yine de kitabı sevdim... Macera, ihanet, müzik, dans, aşk, acı, tutku dolu bir hikaye. Kadınlar ve sadece Çingeneler,Çingene toplumunda mı zamanını şartlarımı bilemiyorum ama kadın kocasının yaptığı her şeyi kabul ediyor..


Kadınlar için çok zor bir durumdu elbette  ve 18. yüzyıl bahsediyoruz yüzyıllardır süre gülen bir zulüm vardı ortada... Bu durum benim için çok sarsıcı oldu ne yazık ki..Daha önce Romanlar veya Çingeneler  hakkında Lisa Kleypas'ın Hathaway serisini okumuştum  oldukça da güzeldi. Ancak daha çok romans türünde bir seri olduğu için gerçekleri olduğu gibi yansıtmıyordu elbette..
Tabii ki öylesi roman ve soft bir kurgu beklemiyordum zaten..


Çingene toplumundaki hiyerarşi düzen törelerini benimseyemedim..
Romandaki Milagros'un annesi Ana'nın kızının onaylamadığı bir evlilik yapmasından sonra onu reddetmesine sinir oldum..Kızcağızı yapayalnız bırakınca istediği gibi at koşturan kocadan çekmediği de kalmadı kızcağızın..
Milagros'un kocası olan Pedro'nun karaktersizliği,ahlaksızlığı,acımasızlığı beni çıldırttı adeta..

Yine de hikayeyi okurken zevk ile okudum. Fakat yazarın  diğer iki romanına göre sönük buldum.
Kübalı bir zenci köle Caridad ile Çingene güzeli Milagros'un hikayesi beni çok etkiledi....Caridad ile Milagros'un dostluğu başlarda Caridad'a güç veriyordu.Ancak hata üstüne hata yapan Milagros Caridad'ın dostluğundan,dedesi  Melchor 'un korumasından mahrum kalacaktır..Bu da genç kadın için zor günlerin habercisi olacaktır..

Caridad sayesinde dans etmeyi ve şarkı söylemeyi meslek haline getiren Milagros ülke çapında ünlü bir şarkıcı olacaktır. Bu saye de kocası Pedro onun deyim yerinde ise sağmal inek gibi sağacaktır..


Biri deli gibi aşık olduğu adam için muhtemel bir felakete doğru sürüklenirken ,diğeri ise kadın olmanın sevmenin ne demek olduğunu bilmeyen çocukları köle pazarına satılması için elinden alınan  çaresiz  bir kadın idi..Küba'dan sahibi ile İspanya'ya gelirken gemide sahibi öleceğini anlayınca onu özgürlüğünü vermiş idi. Caridad bırakın mutlu olmayı insan olarak bile değer görmemiş,iradesi dışında tecavüze uğrayarak çocuk sahibi olmuş,çocukları köle olarak satılması için elinden alınmış çilekeş bir kadın idi...


Sevilla sokaklarında ölmek üzere iken onu bulan çingene Melchor onun hayatının aşkı olacaktır...


Biri sevdiği adam yüzünden dayak,tecavüz,alkol ile felakete sürüklenirken ,diğeri de çoktan umudunu kestiği var olduğunu bilmediği bir aşka doğru yelken açarken, geç bulduğu sevgisi ile sınanacaktı.

Çingeneler,köleler,tecrit,hapishane,felaket ve yoksulluk temalarıyla taçlandırılmış bu romanı tarihsel kurgu romanlarını severler bence kaçırmasın..,Özellikle yazarı severler severek okuyabilecekleri bir roman.

Yine etkileyici bir Falcones romanı okumak isteyenlerin zevk ile okuyacaklarını tahmiin ediyorum...







28 Ocak 2016 Perşembe

Kor Adası-Kimberley Freeman



Orijinal Adı: Ember Island 
Edisyon Adı : Kor Adası
Yazar : Kimberley Freeman
Yayınevi: Arkadya Yayınları
Çeviri : Duygu Parsadan 
Goodreads Puanı :5/4
Puanım :5/5


Göz ardı ettiğiniz gerçekler er ya da geç çıkar karşınıza tamamlanmak için. Yüzleşin ki ruhunuz arınsın.

1891 yılının İngiltere'sinde Tilly Kirkland, rüya gibi bir evlilik yaptığını düşünürken kendini bir kâbusun tam ortasında bulur. Yaşadığı talihsizlikler onu Avustralya'ya, Kor Adası'nda bir malikâneye getirir. Burada bir yerel cezaevi müdürünün kızına mürebbiyelik yapacaktır. Aslında her günbatımında adeta bir kora dönüşen bu adaya hayatının cezasını çekmek için geldiğini anlayacaktır…

2012 yılında ünlü yazar Nina Jones, kafasını toparlamak ve yazmakta sıkıntı çektiği yeni hikâyesine odaklanmak için Avustralya'ya büyük büyükannesinden kalma malikâneye gelir. Ancak Starwater Malikânesi'nin duvarları, onun yıllardır sakladığı büyük sırrının kanıtlarıyla doludur. Keşfettiği her kanıt ise Nina'nın büyük bir gizemi çözmesini sağlayacaktır. 

Üçüncü kitabıyla hayranlarının kalbine bir kez daha kazınacak olan Kimberley Freeman'ın romanı Kor Adası, yarım kalan gerçeklerin sonsuza kadar saklı kalamayacağını ve ne olursa olsun kalbimizin sesine kulak vermemiz gerektiğini anlatıyor. 

"Geçmişle günümüz hikâyesini kusursuzca birleştiren bir roman. Aşk, tarih ve adeta gotik gizemi barındıran bu hikâye okuyucuların hoşuna gidecek." 
-Booklist-





Çok fazla uzatmadan yorumlayacağım..Zira yazar kendini okutuyor..Hakkını ise kalemi ile veriyor..Okuduğum üçüncü romanı..Kimberley Freeman da aşk ise aşk,tutku ise tutku, macera ise macera ve hayat dersi ise hayat dersi..
Aynı yayınevinde olan Sarah Jio'dan iddia ediyorum daha iyi yazar..
Kitabı ilk elime aldığımda beklentimi yüksek tutmamaya çalıştım. Çünkü diğer okuduğum kitaplarını da çok beğenerek okumuştum belki Kor Adası'nda biraz ibre aşağı doğru kayar diye düşündüm. Hani bazen olur ya ; çok sevdiğiniz bir yazar bazen bir kitabında istediğiniz performansı yakalayamaz ancak Kimberley Freeman beni yine ters köşe yaptı..


Sakin olarak başlayan bir kurgu öylesine bir hale geldi ki elimden bırakamadım. Elimden gelse her şeyi bir yana itip sadece kitabı okuyacaktım ancak olmadı elbette...
Yazar bir geçmiş bir günümüzden olmak üzere iki hikaye gibi görünse de üç kadının hikayesini  bir kitaba sığdırmış.
Tilly Geçmişinden kaçan,Nina ise geleceğini kurmaya çalışan bir kadın.
Geçmişteki hikaye daha çok hoşuma gitti. Geçmişteki hikayemiz 1891 yılında başlıyor. 1800'li yıllarda kadınların hala daha haklarının pek olmadığı bir devir ve kadınlar hala yapacakları evliliğe bağımlı..


Ancak kadın kahramanımız ve hikayesi oldukça sıra dışı. Büyük babasının bir anlamda oyunu ile yaptığı evliliğinde başına neredeyse gelmeyen kalmıyor.. Evliliği yüzünden yaşantısı kabusa dönüşüyor... Olaylar öylesine kontrolden çıkıyor ki kendisini bir anda Kor Adası'nda 13 yaşındaki bir genç kıza  takma isimle mürebbiyelik yaparken buluyor....Mahkumların cezasını çektiği bu ada da hayatının en mutlu ve mutsuz günlerini yaşıyor..
Tilly'nin zapt etmekte güçlük çektiği öfkesi burada da başını belaya sokuyor...Geçmişi ise ne yaparsa yapsın peşini bırakmıyor..Kendisini bir anda bir mahkuma yataklık yaparken buluyor...

Diğer hikayemiz de ise Nina Jones'un hikayesi; Kendisi yazar..Yıllar önce büyük annesinin notlarında bulduğu bir roman taslağını günümüz diline uygulayıp tekrar yazdıktan sonra çok ünlü bir yazar haline gelmiştir.Ancak Nina son romanında yazarların uğradığı tıkanma ile başı derttedir.Son kitabı bir türlü istediği gibi gitmemekte,ilerleyememektedir..Büyük annesi Elanor'dan kalan Kor Adasındaki evde kitabını yazabilmeyi ummaktadır.



Büyük annesi Elanor'un günlük ve yazılarını bulmayı umarken 13 yaşındaki Nell'in evin muhtelif yerlerine gizlediği günlükler ile karşılaşır..  Yazdığı kitabı bir anlamda unutarak günlüğün peşine düşer. Ona evin tamiri ile ilgilenen Joe isminde bir genç adam yardım eder.. Aralarında bir nevi çekim de olsa Nina bir daha gönlünü kaptırıp tekrar üzülmemeye özellikle yeni biten ilişkisinden sonra  bir daha aşık olmamaya kararlıdır..

Oldukça sıkı bir hikaye idi. Yazarın bende deniz Feneri Koyu hikayesi bir numara...Kor Adası ise ikinci sıra da. Yazarın yeni kitaplarını heyecan ile bekliyorum..


Tavsiyemdir..


Göz ardı ettiğiniz gerçekler er ya da geç çıkar karşınıza tamamlanmak için. Yüzleşin ki ruhunuz arınsın.

"Beklentiler mutluluğun düşmanıdır.''

14 Ocak 2016 Perşembe

Fırtına Gülü-Corina Bomann


Orijinal Adı: Die Sturmrose
Edisyon Adı: Fırtına Gülü
Yazar : Corina Bomann
Yayınevi: Büyükada Yayıncılık
Çeviri: Yonca Karadağ
Goodreads Puanı :5/3,84
Puanım :5/4




Corina Bomann'ın okuduğum ikinci kitabı İmla yanlışları ile dolu bir kitap idi. Son okuma berbat idi. Anlamıyorum kontrol ederken bu derece de işi ciddiyetsizlik de ne oluyor.
Ancak yazar çok iyi.Puanını da imla yanlışlıkları yüzünden kırdım. Zira hikaye çok güzel idi. Okuyup takip edeceğim yeni bir yazar kazandım. İki kitap da çok güzel ve etkileyici idi.
Corina Bomann Charlotte Link'den sonra beğendiğim en iyi Alman yazar.
Genelde Almancadan çevrilen kitapları kendime göre biraz soğuk bulurdum. Yazar beni ters köşe yaptı.Hani o çok övülen Sarah Jio'dan hiçbir eksiği yok fazlası var.


Değişik bir yazar okumak isteyenler denemeli derim.
Yazar Almanya'nın tarihine büyük etki yapan Berlin Duvarının yıkılmasını ve etkilerini işleyen bir roman yazmış. 
Okurken çok etkiledi ..Savaşın insan hayatını nasıl da etkilediğini ve zamanında merak ettiğimiz demir perde ülkelerinde insanların hayatlarının nasıl olduğunun cevabını alıyorsunuz bu romanda.
Cevap almakla kalmıyorsunuz adeta yaşıyorsunuz.



Romandaki kadın ve erkek kahramanın hayatından çok etkilendim.
Annabel  Hansen kocasından kötü şekilde ayrıldıktan sonra,hayatını tekrar düzenlemeye karar verir..Başka bir şehre taşınarak reklamcılık mesleğine orada devam ettirmeye karar verir.
Ancak bu çok da kolay olmayacaktır.Çünkü kızı Leonie  hala onunla ilgilenmeyen babasını arayıp özlemektedir.




Tam da bu sıralarda yolu Christian Merten ile kesişir.. Görüp vurulduğu Fırtına Gülü isimli tekneyi alabilmek için önce rakip sonra ortak olurlar...
Fırtına Gülü'nün oldukça ilginç bir tarihi vardır. Almanya'nın birleşmeden önceki zamanında Doğu Almanya'dan Batı Almanya'ya kaçak yolcu taşınmıştır.
Annabel tekneyi incelerken içinde bir mektup bulur. Bu mektup da kaçak olarak yolculuk yapan bir kadının sevgilisine yazdığı bir mektuptur.



Christian'ın da tekne ile ilgili kötü anıları vardır. Bu tekne ikisinin de yollarını birleştirerek bir nevi geçmişleri ile hesaplaşmalarını sağlayacaktır.
Fırtına Gülü'nü restore ederek bir restaurant haline getirmeye karar verirler. Onunla yolculuk yapanları davet ederek hatırlarını anacak bir açılış yapmaya karar verirler.

Annabel'in bu araştırmaları yaparken başka bir amacı da vardır. Onu küçük yaşta terk eden annesini bulup geçmişi ile hesaplaşmak..

Çok etkili ve dramatik bir hikaye idi.Çok beğenerek okuduğum bir kitap idi. Özellikle sonlarına doğru çok etkilendiğimi söylemeliyim..
Yazarın kalemi çok güzel. Okurken size aynı anda bir çok duyguyu hissettirdiği gibi acaba benim başıma bu olay gelseydi ne yapardım diye de sorgulattırıyor..
Değişik bir kitap okumak istiyorsanız bu romanı tavsiye ederim..