Tarihi Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihi Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2017 Cumartesi

Göl Evi-Kate Morton




Orijinal Adı: The Lake House
Edisyon Adı: Göl Evi
Yazar : Kate Morton
Çeviri : Beril T.Uğur
Yayınevi : Artemis Yayınları
Goodreads Puanı: 5/4,03
Puanım: 5/4,5


Uzun zaman önce aldığım ama beklettiğim bir roman idi Göl Evi. Kate Morton'ın bendeki yeri apayrıdır. Ülkemizde çıkan tüm kitaplarını okudum. Yazarın anlatım gücü,olayları adeta iğne oyası gibi dokuması ve sonunda sizi ters köşeye yatırması muhteşem bir duygu.
Elbette ki yazarı ilk tanıdığım kitabı  Riverton Malkanesi'nin yeri bende bambaşkadır.
 Gelelim Göl Evi'ne.
1933 ve 2003 Yıllarında iki zamanlı olarak kurgulanmış hikayeden size ne kadar bahsedersem okuma tadınızı o kadar çok kaçırmış olurum.
Kitaptaki üç kadın kahraman Sadie,Alice   özellikle geçmişteki Elanor'dan çok etkilendim. O ne bağlılık,o ne verdiği sözü tutma sadakati....




Roman, 1933'te Cornwall'da, Loeanneth'in aile evinde 16 yaşındaki Alice Edevane ve birkaç yaşamı etkileyen yaz ortası partisi ile başlar. Sonra hikaye 2003'e taşınıyor ve bir büyükanne, anne ve terk edilmiş bir çocuğu içeren bir davanın bırakılmasını reddetmesinin ardından Büyükşehir polisinin zorla iznini alan Sadie Sparrow'a okuyucu tanıtıyor.

 Sadie,incelediği olayda  annesinin bebeğini hiç terk etmediğini ve hikayenin daha fazla olduğunu hissediyor. Haklı mı?

 Bu, sadece bu romanda açılacak hikayeler ve sırlardan biridir. Sadie'yi görüşlerine şiddetle sardığı ve silahlarına yapışmaktan korkmadığı için gerçekten sevdim. Cornwall'da kaldığı dedesi Bertie ile olan ilişkisini de sevdim.

Londra 2003'te şimdi yaşlı olan Alice Edavane, gizemli bir yazar ve onun asistanı Peter ile tanışıyoruz. Bir kere daha bebekken erkek kardeşine olan biteni anlatan sırlar bir kez daha bol, ama Alice izin vermediğinden fazlasını biliyor.
 Kitabın ilerleyen saatlerinde Londra'da 1911 yılına geri dönerek hikayeyi tekrar doldurdular, bu nedenle yazarın bir araya getirmek için bir sürü iş parçacığı var gibi görünüyor. Çocuğun kaybolmasıyla ilgili okuyucuya,  peşine düşmesi için ipucu veriyor 
.
Başlangıçta bir zaman ve yerden diğerine çekilmek için biraz zaman geçti ama bir kez karakterleri daha iyi özümsediğine  emindim Olayların hepsini  birbirine bağlaması çok ama çok ustalık isteyen bir kurgu yeteneği gerektirir. O da Kate Morton farkı işte...

En sevdiğim Kate Morton romanı şimdiye kadar The Secret Keeper'dı(Sır Muhafızı). Ama  Göl Evi onu bir tık geçti... Bunu daha çabuk okuyamamış olmanın tek nedeni hayatımın  en zor günlerini yaşıyor olmam ve yorum yapmanın bana çok zor gelmesi.
Ama böylesi derinliği olan bir kitaba okurken beni çok etkileyen bu hikayeye kendimi biraz olsun borçlu hissettim.
. Büyük bir kitap ama asla böyle hissetmiyor. Bunu, sırlar ve aileler hakkındaki hikayeleri seven herkes için öneririm. Ve elbette romantizm severler... Okumaya değer.
()

19 Şubat 2017 Pazar

Oyun-Brenda Joyce




Orijinal Adı. The Game
Edisyon Adı: Oyun
Yazar : Brenda Joyce
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çeviri: Gülce Arman Bayrakçı
Goodreads Pıuanı : 5/3,95
Puanım :5/5

Merhabalarrrr..!
Uzun zamandır kitaplarımı yorumlamıyorum. Kitap okumayı bırakmadım ama yorum yapmak zor gelmeye başladı açıkçası.
Bir süre önce özel hayatımda yaşadığım kayıp nedeniyle pek de içimden gelmiyordu.
Son zamanlarda okuduğum kitapların büyük bölümünü yorumlayamadım. Bu zaman zarfında okuduğum tütün dışında kitaplar okumaya çalıştım.Şans vermediğim yazarların kitaplarını okudum.


Fakat Brenda Joyce'in De Warren Hanedanını konu alan serisinin de sonuna gelindi. 

Bir seri daha bitti. Ama ne seri tek kelime ile muhteşem bir seri idi bence.Serinin bazı kitaplarından çok çok etkilendim. Bazılarını ise vasat buldum.Brenda Joyce en sevdiğim yazar Judith McNaught'u aratmadı.Bir nebze olsa da beni teselli etti. Yazarın yeni kitaplarının fazla bekletilmeden basılmasını ümit ediyorum.ve bu güzel seriyi en baştan arka arkaya okumayı planlıyorum..


Gelelim kitabımıza Orijinal adı The Game olan Oyun I.Elizabeth döneminde geçiyor. Brenda Joyce hikayeyi tarihe uygun olarak kurgulamış. Bunu kitabın sonundaki bir notta da belirtiyor zaten. 



Kraliçe Elizabeth'in saltanatında 1562 yılında kurgulanan bu kitap, Norman manastırında hayatının son altı yılını yaşayan güzel bir İrlandalı asil kadın olan Katherine FitzGerald'ın hikayesini anlatıyor. Nihayet Baş rahibeyi, Cornwall'a ev sahipliği yaptığı arkadaşı Juliet ile terk etmesine izin vermeye ikna edebilen iki genç kadın, altın tüyler kıran korsan ünlü Shane O'Neill'in oğlu Liam O'Neill tarafından açık denizde kaçırıldı. İngiliz soylu annesine tecavüz eden barbarca bir İrlandalının gayri meşru oğlu.. Bu durumun acısını çektiği için çocuk sahibi olmamaya yemin etmiş Liam O'Neill 


Liam, gemisinin güvertesinde Katherine'i ilk gördüğünde, onun olması gerektiğine karar veriyor.. Ancak Katherine onun  baştan çıkarmasına karşı koyar ve onu babasına götürmesi konusunda ısrar eder.  Liam onu  ve Londra'ya götürür orada  babasının yoksullaştığını, unvanları ve toprakları kendisinden soyulduğunu ve Kral Elizabeth'in yanındaki dikenli kuzeni FitzMaurice tarafından tazmin edilen bir ev hapsinde olduğunu öğrenir.


Katherine'nin serveti ve soylu bir evlilik hayalini kaybetmiş ne yazık ki , öyle görünüyor ki Katherine korsanın ödülü olacaktır. Ancak Liam'ın planları, öfkeli bir Kraliçe Elizabeth'in önünde tutsak edildikleri zaman kesilirler. Katherine, Elizabeth'in merhametine kalır ve Kraliçe tarafından özel nedime tayin edilir. 
Kraliçe, onu Liam'tan ve mahkemeden uzak tutacak olan Katherine için bir evlilik düzenlemiştir, ancak onu tutmaya kararlı olan korsan, "oyunda" Katherine'i onun yanında tutacak ve babasının topraklarını ve ünvanını geri alarak evlilik planlamaktadır. 


Katherine, başkalarının kaderini belirlemesini beklemeyen ama biraz tedbirli davranan cesur ve güzel bir kadındır. Liam korsan, ama aynı zamanda iyi niyetli, sadık ve büyük bir sevgiye sahip bir adam.  Babasının mirasından ve annesinin vasiyetinden hatırlatacak olan mirasına son vermeye çalışıyor. Bir ülke ya da ev olmadan, Denizlerin Efendisi olur.

Çok etkili dramatik sahneleri vardı. Kraliçe Elizabeth'i şımarık,egoist bir kız çocuğuna benzettim. Çevresindeki erkeklere sahiplenerek hayatlarına müdahale etmesi bende antipati uyandırdı..Özellikle romanın sonlarına doğru Katherine'den yeni doğurduğu bebeğini alması ........
Kraliçe Elizabeth

Bu tip handikaplardan siyasi deha Liam sayesinde kurtulacaklardır....
Tek kelime ile müthiş bir roman idi. Dönemi adeta yaşatan heyecanlı bir korsan hikayesi idi.. 


de Warenne Dynasty

01. The Conqueror (1990) Gönül çelen
02. Promise of the Rose (1993) Gülün Sözü 
03 The Game (1994) Oyun
04. The Prize (2004) Bir Avuç Aşk.
05. The Masquerade (2005) Maskeli Balo
06. The Stolen Bride (2006) Kaçak Gelin
07.A Lady at Last (2006) Aşka Yelken Açanlar
08. The Perfect Bride (2007) Kusursuz Gelin 
09. A Dangerous Love (2008) Tehlikeli Aşk
10. An Impossible Attraction (2010) İmkansız Aşk.
11. The Promise (2010) Yemin

23 Ekim 2016 Pazar

Aşk ve Savaşın Şarkısı-Dinah Jefferies

Orijinal Adı :The Tea Planter's Wife
Edisyon Adı : Aşk ve Savaşın Şarkısı 
Yazar : Dinaj Jefferies
Yayınevi: Nemesis Kitap
Çeviri : Meltem Sağlam
Goodreads Puanı : 5/3,77
Puanım : 5/4,5



Tarihi romanları okumayı çok seviyorum. Beni tarihin gizemli yıllarına götürüp o diyarlar da nefes almamı sağlarken adeta o tarihlerde yaşamış gibi oluyorum. 
Bitirmiş olduğum roman bugünün Sri Lankası dünün ise Seylan'ın da .. Roman etkileyici bir atmosferde geçiyor..

Seylan'ın en ünlü ürünü bildiğiniz gibi çay...Çay benim vazgeçilmezlerim arasında olan bir içeceğim adeta..Romanın kadın kahramanı bir İngiliz..Eşi ile Londra'da tanışıyorlar..Ve evleniyorlar..Eşinin yanına bir gemi ile yeni bir hayata yelken açıyor..


Sevdiği erkek için şimdiye kadar yaşadığı bildiği hayatı arkasında bırakarak vatanından kilometrelerce uzaklıkta Seylan'a gidiyor..

Evlendiği erkek Laurence Hooper Seylan'da büyük bir çay üreticisidir..Gwendolyn Laurence ile evlendiğinde kendisini çok heyecanlı bir yeni hayatın beklediğinden emindi.. Yolculuğu sırasında egzotik bir erkek Savi Ravasinghe ile tanışır...


Bu adam ileride hayatında çok etki edecek bir olaya sebep olacaktır..

Ancak Kocası yolculuğu bittikten sonra limanda onu karşılamadığı gibi kendisini geri çekmiş adeta soğuk davranmaktadır.


Gwen'in acemiliği,gençliği,ev hayatındaki sorumluluklar,farklı kültürlerin etkisi ve eşinin şımarık ve kaprisli kız kardeşi Verity sayesinde de çevresindeki insanlar ve kendisi ile çatışma içine girer..
Kocası ile kısa bir ilişki yaşayan Amerikalı küstah Christina da işini zorlaştırıyor elbet..
Onu sayesinde kıskançlıktan azap çektiği gibi,tecrübesizlikten,kayıp korkusundan yıkıcı kararlar almak zorunda da kalacaktır..


Roman da dönemin farklı kültürleri.siyasi huzursuzluk ve ırksal ön yargıları yazar çok güzel işlemiş..
1929 yılında meydana gelen Ekonomik Buhran,Seylan'da ki siyasi olayların temasında çok etkileyici bir roman yazmış yazar..


İsminden belki bir aşk romanı sanmanız büyük olasılık ama romanı okudukça büyük bir yanılgıya düştüğünüzü anlayacaksınız.
Roman da aşkın yanın da anne ve baba olmanın etkisi,aile olmanın sorumluluğu,aile sırları ana tema aslında..


Bir de egzotik bir ülke de konunun işlenmesi romanı daha da güzelleştiriyor..Bazı bölümlerini okumak benim için çok zor oldu. Çok etkilendim..Bir annenin yaşamasını asla dileyemediğim türde idi olayları yaşamak ..Gwen için çok yıkıcı oldu..


Ama hayat devam ediyordu..

Kitabın kapağını çok beğendim. 
Özellikle ciltli olması çok hoşuma gitti. çeviride sıkıntım duyumsamak kelimesi adeta zorla hikayeye monte edilmiş idi. Olmamış..


Hikayenin ilk 110 kusur sayfası benim için okuması biraz sıkıcı oldusa da sonradan kitap açıldı..
,Okumaya doyamadığım bir tat aldım..
Tarihsel kurgu romanlarını seviyorsanız tavsiyemdir..


8 Ekim 2016 Cumartesi

Elveda Güzel Vatanım-Ahmet Ümit



Orijinal Adı: Elveda Güzel Vatanım
Yazar :  Ahmet Ümit
Yayınevi: Everest Yayınları
Goodreads Puanı: 5/4,03
Puanım :5/2



 Merhabalarr..

Uzun zamandır blogda yoktum...
Aslında yokluğumda epeyce kitap okumuştum ama bulunduğum yerde internet sınırlı olunca blogda bulunamadım...
Ama çok kitap okudum...
Sırası geldiğinde onlar ile ilgili geçişli yorumlar yapacağım...
Şimdi yeni okuduğum ,daha doğrusu okumaya çalıştığım Elveda Güzel Vatanım ile dönüş yapıyoru mm.
Ömrümde ilk defa bir kitap elimde 10 gün süründü..
Siz buna ruhsal durum ile ilgili olduğunu bende kitabın şansız olduğunu düşünsem de bir türlü ilerlemeyen bir kitap ile karşılaştım..


Aslında üç yıldızdan düşük puan verdiğim kitapları yorumlamam kararında idim.Ancak bu kitabı çok büyük umutlar ile okumaya karar vermiştim. Daha önce okumayı planlıyordum olmadı..
Okumadan önce Atatürk'çü kesimin incindiğini gördüğüm yorumlarda içime bir kurt düşmüştü.
Kitap kurgu olarak çok başarılı olabilirdi. 

Romanın baş kahramanı Şehsuvar Sami denen İttihat Terakki'ye üye olan bir yazarın ayrıldığı sevgilisi Ester'e  yazdığı mektuplardan oluşuyordu.
Mektuplar şeklinde olan bu anlatım bence kitabın kurgusunu kötü etkilemiş.
Roman sıkıcı olmuş..

Yine de bu dönemi aydınlatıcı bir roman olmuş.
Zira merak ettiğim bir dönem idi..31 Mart Vakası Abdülhamitin düşüşü,İkinci Meşrutiyet İlanı,Trablusgarb ,Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşının başlangıcı....Ermeni Tehciri..Yönetimdeki yöneticilerin öngörüsüzlüğü ile ülkeyi yönetmeye çalışmaları. 
Çok çok zor bir dönem...
Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemi ve İttihat Terakki Cemiyetinin üçlüsü Enver,Talat,Cemal beylerin kendi aralarındaki çekişmeleri,,
Osmanlı  çöküşünden,yeni Cumhuriyet rejimine geçis sancıları anlatılıyor..
Yazarın  anlatımı ayrıntılı ama tarihi yorumu bence yanlı olmuş..
Okunması gereken bir kitap olduğu için sabırla bitmesini bekledim..
.Zaman zaman günümüzü ve politikacılarını anımsatan sahneler vardı ...
Hikayedeki kahramanın mi? Yazarın mi? 
Olduğunu çözemediğim bir Mustafa Kemal takıntısı var gibi geldi bana ....
Ermeni tehcir olayında atıf yapmaktan kaçamadı..
Birde bu olayların bizden tarafı olanı da isleseydi tarafsız olsaydı ..Yazar tarafsız olmalı idi..
Kendi bakış açısından isleyince Ermeni meselesini tarafsız isleyemedi bence..
Enver paşanın ülkeyi nasıl felakete sürüklediği ise ibret verici idi.
Yine de faydalı bir kitap ....
Ama benim Cumhuriyete olan sevdamı Atatürk sevgimi inciten bir kitap olmuş...
Olmamış..
Kurtuluş savaşı dönemini de işleyen bir kitabı nasıl yapacağını merak ediyorum ...



Dürüst insanların neden yalana ihtiyaç duymadıklarını o anda fark ettim. Çünkü onlar inandıkları gibi hareket ediyorlar. Çünkü onların kendi doğruları vardı ve kimse onları bunun dışına çıkaramazdı.

15 Mayıs 2016 Pazar

Ressamın Çırağı- Charlotte Betts



Orijinal Adı :The Painter's Apprentice
Edisyon Adı : Ressamın  Çırağı
Yazan: Charlotte Betts
Çeviri :Merve Cam
Yayınevi: Panama Yayınları
Goodreads Puanı : 5/3,86
Puanım:5/4



İlk kitaba göre daha durağan başlasa da güzel bir hikaye idi.. Romanın kahramanı Eczacının Kızındaki Susannah ve William'ın kızları Betts Ambrose ve Noah Leyton'ın hikayesi idi..Bu hikaye diğer romana göre daha derinliği vardı. 
Ayrıca Beth ve Noah'ın hikayesi de oldukça güzel idi .
Noah ; Susannah'ın Amerika'ya yerleşen ağabeyinin oğlu idi. 
Mimar olmak istiyordu. Kendisini yetiştirmek çalışmalar yapmak için halasının yanına gelmişti.Halası ise kocası ile bir nevi huzur ve ruh sağlığı evini kocası William ile işletiyordu.


Kliniğe çocuğunu yeni düşürmüş bir kadın gelir Betts'in görevi onunla ilgilenmekti..Aslında kadın Kraliyet ailesinden bir Prenses idi. Tabii ki Betth başlarda bunu bilmiyordu..Onunla ilgilenmesi demek resmi ikinci plana itmesi demekti. Ailesine yardım etmek için resim derslerini ikinci plana iter..

Resim hocası Johannes ise Fransa savaşında karısı ve doğmamış çocuğunu kaybetmişti.Onun da ayrı bir hikayesi vardı. 
Eczacının Kızı'nın devamı niteliğinde olan bir kitap idi. İlk kitap daha akıcı idi özellikle başlarda bir hayli sıkıldım diyebilirim. Fakat sonradan kitap açıldı.  
Kadınların haklarının olmaması o dönem de ressam olmak isteyen bir genç kızın seçtiği meslekte yaşadığı zorluklar. Mesleğinde ilerlemek için evlilikten vazgeçmesi ancak aşık olunca durumunun değişmesi ile yaşadığı ikilem..
Londra'daki büyük yangının 20 yıl sonrasında geçen bu romanı sevdim.Dönemin Kralı Katolik Kralı James'in Protestanları hedef alan politikaları,Londra'nın kötü kokulu sokaklarında geçen hikayeyi okurken adeta dönemi yaşıyorsunuz..

Sevdim romanı..Devamı olan Baharat Tüccarının  Karısı'nı da okumak istiyorum. 

Yazarın değişik bir kalemi var...Okumak isteyenlere önerebilirim..










7 Ocak 2016 Perşembe

Bir Masum Menekşe-Kathryn Kramer

Orijinal Adı: Desire's Masquerade
Edisyon Adı: Bir Masum Menekşe
Yazar : Kathryn Kramer
Yayınevi : Novella Yayınları
Çeviri : Arzu Şensoy
Goodreads Puanı .5/2,89
Puanım :5/5



Uzun zamandır konu,kurgu ve duygusal sahneler ile böylesine taçlandırılmış bir kitap okumamıştım. Tarihi mekanlarda adeta yaşayarak sayfaları nasıl çevirdiğimi bilemeyerek okuduğum bir roman oldu. 
Novella yayınları'nı  böylesi bir yazarı keşfedip ortaya çıkardığı için tebrik etmek istiyorum...Yazarı araştırdığımda da Kathryn Hockett ,Kathryn Vickery isimleri ile yayımlanan romanları olduğunu gördüm..
Elimde olmadan yazarın diğer kitaplarını da merak ettim...


Roman 1483 Yılı İngiltere'sinden başlayarak O yılların Venedik şehrinin sihirli büyülü mekanına götürüyor ...
O yıllar da Plantagenet hanedanı tahtta. Kadın kahramanımız Lady Madrigal Kral Richard'ın korumasında bir genç kız..
Erkek kahramanımız ise dönem de yaşanan Güller Savaşı'ndan sonra elinden toprakları alınan bir asilzade..Babasının ölümünden Madrigal'ın babasını sorumlu tutuyor..

İlk anda onu gördüğünde adeta çarpılmış olmasına rağmen,kibir ve sabir fikirliliği yüzünden Madrigal'a çok acı çektiriyor..
Madrigal ise bu genç adama olan aşkı yüzünden tereddütsüz ölümüne maceralara atlıyor. Beraber gittikleri Venedik'te dilenciler ile birlikte bile yaşıyor...
Ne yapıyorsa bu genç adamın katı kalbini yumuşatamıyor..
Kendisine olan tepkisi yüzünden erkek kılığına girip yanında olmaya katlanıyor..aşkını ise bir maskenin ardından yaşamak zorunda kalıyor..



Daha fazla detay vermek istemiyorum..Yazarın sihirli kalemi ile tanışmak istiyorsanız tavsiye ederim..



Ancak ben romanı çok sevdim tam da istediğim gibi bir romandı..O anlatım o betimleme ve tasfirler...Malum organların olmadığı aşk sahneleri..Adeta uçurdu beni ..Rahatsızlığım olmasaydı çok daha önce bitirebileceğim bir kitap idi..
Bu yazarın diğer kitaplarını da en yakın zamanda okumak istiyorum..
Novella Yayınlarını tebrik etmek istiyorum....Zira kapaktan çeviriye kadar kusur bulamadığım bir roman idi... 


Sıradan donuk bir Tudor dönemi kitabını okumayı düşünürken muhteşem bir roman çıktı karşıma..Allahtan Goodreads'te puanlamanın çok uzun zamandır yapılmadığını sevgili Hafize Özaslan  tarafından uyarıldım..Çünkü yazar uzun zamandır yazmıyor görünüyor diiye düşünürken..Yazarın başka isimler ile de bir hayli yazmış olduğunu gördüm...

Kathryn Hockett ve Kathryn Vickery 

Yazarı favorilerime ekledim bile..Eğer tarihi büyülü mekanlardan hoşlanıyorsanız macera ve savaş temalarını seviyorsanız bir de tutkulu bir aşk okumayı seviyorsanız bu roman tam da size göre...

27 Aralık 2015 Pazar

Kara Zeybek-Demet Altınyeleklioğlu



Orijinal Adı: Kara Zeybek
Yazar: Demet Altınyeleklioğlu
Yayınevi: Artemis Yayınevi
Puanım :5/5

Kurtuluş Savaşı Tarihimizi yansıtan güzel bir romandı. Bazı kahramanların hikayesi yarım kalmış gibi idi. Devamı gelecek mi? Bilemiyorum. Ders verici  bu ara moda olan Osmanlı Furyasından apayrı güzellikte bir roman idi. Günümüze çok anlamlı manidar mesajlar veriyordu tabii ki anlayana..Bu romanı bir Türk okuru mutlaka okumalı. Gönül yazarın Türk Cumhuriyet tarihi ile ilgili kitaplar yazmasını tarihi mekanlarda muhteşem aşklar ile taçlandırmaya devam etmesini çok arzu ediyor..

Zira çok okuyucunun severek okuduğu historical türünün en büyük özgün Türk yazarı Demet Altınyeleklioğlu'dur bana göre. İngiliz,İskoç,Amerikan tarihine göre kurgulanmış ve muhteşem aşklar ile taçlandırılmış bu türün en iyi temsilcilerinden bence. Çünkü bizim tarihimizden yazıyor ve yazmalı da. 
Çok güzel bir kurgusu da olsa başka kültürlere ve tarihlere ait bir roman yazmak güzel olsa da biraz absürt kaçıyor bence..
Roman hakkında çok fazla detaya kaçmayacağım..
Hikayemiz de Enver ve Eleni aşkı var..İmkansız  bir aşk.. Tam da İzmir'in işgali ile biraz da imkansızlaşan tutkulu bir aşk hikayesi onların ki..
Fidan ve Mehmet aşkı da..Tam da Selanik işgalin de başlayıp İzmir'in işgali ile devam eden dünyayının tüm dengelerini sarsan olaylar,savaşlar,savaş ile birbirinden,ailesinden,sevgililerinden kopan aşıklar..
Dönemin şartlarından dolayı savaştan savaşa savrulan insanlar..Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü ile parçalanan bir devletten yeni bir devlet kurulmasının kültürel,siyasi,ekonomik etkileri...

Hepimiz bu roman da bizden bir şeyler bulacak ondan eminim..
Zira günümüze de mesajları var ister istemez.Zira tarih tekerrürden ibarettir sözünü kazıyor roman...
Bir de canım Ata'm var kitap da..O sahneler ah o sahneler...Ağlayarak okudum adeta içtim Mustafa Kemal Atatürk'ün sahnelerini...
Kısaca bence tarihi konuları seven her okurun kütüphanesinde bulunması gereken bir kitap..
Tavsiyemdir..

Hata ettin,diye azarladı kendini. Ne işin var buralarda?
Ölüm her yerde var be. İlle öleceksen İzmir'de yapaydın bunu. Yok memleketi savunacaksan, düşmanla savaşacaksan,orada da yapabilirdin bunu, Korunması gerekenleri koruyamayan adam, bu memleketi nasıl korur len? Bunu düşündün mü?
Düşünmemişti.

O da yazamıyordu ama aklı fikri Eleni'deydi. Aklından yazıyordu ona.
Eleni'm bir tanem. Hasret'inle yanıyorum.

Bu sevdanın sonu yok.Enver yaşıyor mu, öldü mü bilmiyorum.Kocamı da.Bu evin erkekleri , senin askerlerinle savaşmaya gitti Yunan kızı. Siz gayri duşmansınız , sevdalı değil. Çık git Enver'in hayatından.Kendini de kurtar, onu da. Gerçekten Enver'i seviyorsan....



9 Aralık 2015 Çarşamba

Sonsuza Dek Kollarında-Kathleen E.Woodiwiss



Orijinal Adı :Forever in Your Embrace
Edisyon Adı : Sonsuza Dek Kollarında 
Yazar : Kathleen E.Woodiwiss
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Çevirmen :Cemal Balcı
Goodreads Puanı: 5/3,84
Puanım : 5/4


Tanıtım


Uzun zamandır Katthleen E.Woodiwiss'in yeni kitabının çıkmasını hasret ile bekliyordum. Tabii ki yeni kitap çıkar çıkmaz hiç tereddüt etmeden kitabı kütüphaneme ekledim.

Yazarın yazım dilinin diğer yabancı yazarlara göre oldukça da ağır olduğunu da biliyordum. Roman işleyiş bakımından oldukça hareketli olarak başladı.Nedense ben hikayeye tam olarak giremedim. Biraz durağanlık hissetsem de zevk ile okusam da kitabın hikayenin tadını çok da çıkaramadım.
Yazarı şimdiye kadar Amerikan,İngiliz tarihi ile işlenmiş romanlarından çok daha değişik mekanda geçmesi bana oldukça ilgi çekici geldi.
Romanın geçtiği dönemin olaylarını çok fazla işlemese de heyecanlı, macera ,entrika,aşk ve tutku dolu bir hikaye idi.
Ülkesi İngiltere'den karısının soylu ve zengin aşığının ölümüne sebep olduğu için kaçmak zorunda kalan Albay Tyrone Rycroft zamanın Rusya'sına sığınarak dönemin Çar'ının hizmetine girerek onun en gözde askerlerinden biri haline gelmiştir.


Görevi gereği yaptığı yolculuklardan birinde Rus Kontes Synnovea'nın hayatını kurtarır. Synnovea hayatına girdikten sonra Tyrone adeta onun büyüsüne kapılır.
Genç kızın içine girdiği entrika yumağında onun kendisini kullandığını fark ettiğinde de ya onunla evlenecek ya da bir bilinmeze doğru sürüklenecektir.


Oldukça güzel ancak başlarda biraz durağanlığı olan bir hikaye idi.Piyasadaki çıkan kitaplardan daha değişik bir roman okumak istiyorsanız , historical,tarihi romanları seviyorsanız tavsiye edebilirim..



28 Ekim 2015 Çarşamba

Kaplan Prens- İris Johansen






Orijinal Adı: The Tiger Prince
Edisyon Adı :Kaplan Prens
Yazar : İris Johansen
Yayınevi : Novella Yayınları
Çeviri : Elif Subaşı
Goodreads Puanı : 5/3,73
Puanım :5/4


Kitap Tanıtımı

 Kaplan yavaşça ilerliyor… Kaplan alev alev yanıyor… Hindistan’da altın avına çıkmış, yakışıklı bir İskoç, Ruel MacClaren… Kaderinden kaçarken kendini Hindistan’da bulan genç bir kadın, Jane Barnaby… Becerikli ve tutkulu bir sanatçı, Kartauk… Takıntıları olan sapkın bir mihrace ve oğlu Abdar… Bir demiryolu inşaatında ve Jane’de birleşen kader… Macera ve tutku dolu, heyecanlı, egzotik bir aşk hikâyesi… “Iris Johansen, egzotik atmosferi ve birbirinden orijinal karakterleriyle muhteşem bir tarihi aşk hikâyesine imza atmış.” Booklist “Kaplan Prens, tutku dolu, zorlayıcı, ateşli bir aşkın kitabı.” Amazon “Aşkın ve altının büyüsü başınızı döndürecek. Olağanüstü bir macera…” Goodreads




İris Johansen'in tarihi romans türünde  yazdığı ilk kitabını okudum. Yazarın daha çok romans türünde kitaplarını okumuştum. Pandora'nın Kızı isimli kitabını da beğenmiştim..O kitap da  polisiye macera pisişik güçler ile ilgili bir romandı. Ancak yazarın daha çok Martı Yayınlarından çıkan kitaplarını anımsıyorum..Daha çok hoşça vakit geçirebileceğiniz türden kitaplardı..Fakat yazarın sıkı takipçisi değilim..Yine de genel olarak beğendiğim yazarlar kategorisinde idi.

Kaplan Prens ise konu olarak ilgimi çekti ,kurgu olarak son zamanlarda okuduğum en farklı kitaplardan idi. Genel olarak kitabı severek okudum..


Sanayı devriminin başlangıcında geçen roman Hindistan'ın egzotik ortamında demir yollarının yapımı sırasındaki maceraları anlatıyordu.İskoç'yadan Hindistan'a kadar uzanıyordu.
 Bu tema da epeyce film seyrettiğimi anımsıyorum.



Romanın kadın kahramanı Jane Barnaby'nin en büyük korkusu annesi gibi fahişe olmak idi. Bunun için ne gerekirse yapardı. Babası olduğunu düşündüğü Patrick Reilley'in kendisini kabul edip yanına alması için sadakat ile yıllarca onunla çalışır..Ona adeta sadakat yemini eder.Yanına da Çin'li arkadaşı Li Yung 'uda alır...Tek isteği Patrick Reilley'in onun babası olduğunu söylemesidir..Yıllarca Çinli arkadaşı ile Ona sadakat içinde çalışırlar..



Kitabın  erkek kahramanı Ruel McClaren tek amacı zengin olmak idi. Ağabeyi İan ise onu evine geri götürmek için peşinden  gelecektir..Ancak Ruel'in buna niyeti yoktur. En azından zengin oluncaya kadar.. Onsuz evine geri gitmeyi kabul etmez..

Ruel'da o sıralarda Cinnidar isimli adayı almak için çalışıyordu..Hintli Raca'yı ikna etmenin yollarını arıyordu..Onu ikna etmek için ise Raca'nın aradığı sanatçı John Kartauk'u bulmaya çalışıyordu..
Kane ise John Kartauk'u saklıyordu..İşte bu şartlarda Jane ile Ruel'in yolları kesişti..


 Çok çarpıcı bir sahne idi. Özellikle filler ile olan sahnelerini çok sevdim.Yıllarca adam yerine konmayan Li Yung'un dirilişi filleri ile olacaktı.

Değişik bir kitap idi.Aslında bu kitabın filmi çekilse çok güzel bir macera filmi olabilir..Bazı yerlerinde heyecandan  sayfaları nasıl çevirdiğimi anlamadım..
Tam historical bir tema da işlenmemiş tarihsel kurgu,macera,mistik,tutku aşk temalarında kitap okumak istiyorsanız tavsiye ederim..


19 Ekim 2015 Pazartesi

Kır Çiçeği Tepesi - Kimberley Freeman



Kitabın Adı : Kır Çiçeği Tepesi
Orijinal Adı : Wildflower Hill
Yazarın Adı : Kimberley Freeman
Çevirmen : Duygu Parsadan
Yayınevi : Arkadya Yayınları
Goodreads Puanı :5/4,07
Puanım :5/4






Kitap Tanıtımı 

Bazen kader, hayatımızdaki kişilerle sınar bizi.
Ki hayaller bu sınavı geçmek için yeterli değildir…

1929 yılında Glasgow'da yaşayan genç, güzel Beattie'nin büyük hayalleri vardır, ta ki evli sevgilisi Henry den hamile kalana kadar… Çocuğunu evlatlık vermek üzere dünyaya getirmeden hemen önce Henry karısını terk edip Beattie ile birlikte Londra ya kaçmaya karar verir. Orada kendilerine yeni bir hayat kuracaklardır. 

Tam seksen sene sonra kader, Beattienin torunu Emma'ya oyununu oynayacaktır. Ünlü bir balerin olan Emma, geçirdiği sakatlık nedeniyle kariyerinden vazgeçerek aile bağlarının olduğu Avustralya ya dönmek zorunda kalır. Büyük annesinden ona kalan çiftliğe vardığında, tek amacı oradaki eşyaları düzenlemektir. Ancak dört bir tarafı sararmış fotoğraflar ve eski mektuplarla çevrili olan Emma, geçmişin tozlu sayfalarında kalan bir aile sırrını çözmeye çalışırken bulur kendini. Emma attığı her adımda büyük annesiyle kaderlerinin nasıl da bir örüldüğünü keşfedecektir. 

Kır Çiçeği Tepesi, yalnızca iki kadının hikâyesini barındıran yürek burkan bir roman değil, ayrıca insanın elindeki gücü ve bu gücü keşfettiğinde neler yapabileceğini ortaya koyan bir başyapıt.

“Romanın gücü, Freeman'ın oluşturduğu karakterlerin yanı sıra aşk, nefret ve utancı nasıl işlediğine de dayanıyor. Hem Beattie hem Emma kendilerini yeni bir hayata başlarken buluyor. Okuyucuları kâh neşelendiren kâh üzen de bu kadınların hikâyesidir.”
-Publishers Weekly-




Deniz Feneri Koyu ile başlayan Kimberley Freeman yolculuğum Kır Çiçeği Tepesi ile devam ediyor..
Çok başarılı bir kurgusu olan bir romandı. Başlarda biraz durağanlık vardı ancak çok sürmedi açıldı hikaye..
Yazarın başarılı kurgusundan zira  duygusal yönden beni fazlası ile mutlu eden bir kitap idi.Özellikle Beattie ve Charlie   arasındaki rüya gibi olan aşk beni cezbetti.
Hikaye de yazar yine geçmiş ile günümüz arasında bağ kuruyor..
Yazar geçmiş ve günümüz ile harmanlayarak anlattığı hikaye de ..
Günümüz kadın karakteri Emma geçmişteki hikaye de ise Beatie'nin hikayesi anlatılıyor
Geçmişteki kadın karakteri daha sıcak ,samimi ve savaşçı buldum.
Emma karakteri ise çok bencil başkalarının düşüncelerini önemsemeyen sadece bale yapmayı önemseyen boş bir karakter idi..


Ancak kitabın sonu beni hiç mutlu etmedi..Sanki yarım kalmış duygusu yarattı bende. Annesinden mektup getirdiğin kızın duygularını da öğrenseydik ya..!!
Bir de kitabın kapağından bahsetmek istiyorum..Muhteşem buldum..
Diğer ülkelerde çıkan ve orijinal dilde yayınlanan kapaktan çok daha güzel buldum kapağı..
Arkadya yayınları gerçekten de muhteşem bir kapak tasarlamış..
Gerek kapak gerek çeviri ve edit tam puan aldı benden..Puanı yazarın sonda kitabı sıkılmış gibi çabuk çabuk bitirmesi yüzünden kırdım..


Sanki devamı gelecek gibi roman bittiği halde sayfa çevirdim..
Kısaca Kimberley Freeman ile bu kadar geç tanıştığım için çok pişmanım..
Keşke kitaplarını daha önce okusaydım..
Yazarı Sarah Jio'ya benzettiğim kadar bu kitap da bana Kate Morton'u da anımsattı nedense..

Yazarın okunacak bir kitabı kaldı.
Kor Adası
Onu da kısa zaman içinde okumayı planlıyorum.
Aile ilişkileri, dram,macera,aile sırları ,sevgi temaları seviyorsanız bence tam size göre bir yazar ve kitap..


Kitabın Konusundan  bahsetmek istiyorum;

1929 Glasgowu’nda  başlayan hikaye de o dönem de insanların hayatı  oldukça zor idi.. 
Beattie’nin hayatı da hiç  kolay değildi; ailesine ay sonunu getirmeleri için yardım eden bu genç kadın, bir kulüpte çalışıyordu. Orada Henry ile tanışmıştı; evli olan bu adam genç ve güzel Beattie ile gönül ilişkisine girmekten  geri kalmıyordu, Beattie’de  yanlış olduğunu bile bile, bir kaçış olarak gördüğü Henry ile ilişkisine devam eder ve sonunda hamile kalır.
Hamile olduğunu öğrenen annesi tarafından hiç gözünün yaşına bakmadan kapı dışarı edilir ve durumunu Henry’e de söylemek zorunda kalır..Beaattie'nin bundan sonra hayatı ciddi bir şekilde  savrulmaya başlar..Hamileliğine başlarda sıcak bakmayan Henry genç kadının hayatına nedense tekrar girer ve onunla birlikte Tazmanya’ya kaçmasını ister.


Tabii ki birlikte kaçmaları ve Tazmanya'ya varmalarından sonra da genç kadının yüzü yine gülmeyecektir..
Zira  asıl zorluk Tazmanya’da hayattadır ..
Henry'ye buradaki hayat zor gelmeye başlar..Alışık olduğu hayatı terk edip Tazmanya'da yeni hayat kurmak ona zor gelir..Tekrar içki ve kumara başlar..Kısa sürede parasını tüketir.. Beattie ve bebeğinin aç kalmasına sebep olur. Ve Beattie bir kere daha kendi başınadır. Kızını da alır ve Henry’den kaçar, Kır Çiçeği Tepesi adı verilen bir çiftlikte iş bulur Orada da mücadeleli zor bir hayat devam eder.
Hayatının aşkı Charlie karşılaşır..Bu çiftlik de başından öyle şeyler geçer ki...



Emma ise günümüz Londrası’nda yaşayan ünlü bir balerindir, kariyerinin de doruğundadır. Avustralya’daki ailesinden uzakta  yaşamaktadır.  Josh isimli bir sevgilisi  vardır  Hayatındaki her şey yolunda gitmektedir. Erkek arkadaşı onu terk edene kadar  
Hırsından ve şımarıklığından  ne yapacağını bilemeyen Emma kendini aralıksız antrenmana verir ve aşırı zorlanmadan çok kötü bir şekilde sakatlanır.. Olaydan sonra sevgilisinin başka bir ilişkiye girdiğini öğrenir..Tam bir yenilgi içindedir..Bu yüzden Avustralya’ya ailesinin yanına kaçar. Orada büyük annesinin kendisine bıraktığı çiftliği öğrenir ve olaylar onu Tazmanya’ya çiftliği satmak üzere boşaltıp, hazırlamaya götürür.
Büyük annesinin evinde bulduğu notlar,resimler merakını çeker ve , Beattie’nin geçmişinin izini sürdürür.  Emma buraya gelirken, sadece burayı boşaltmayı, kafasını dinlemeyi ve çiftliği satarak geri dönmeyi düşünüyordu. Hele kimseyle yakınlaşmak gibi bir niyeti yoktur, tek arzusu yaralarını sarmak dans edemeyeceğini unutmaktır.. 
Hele aşk? 
Hayatında yeniden istediği en  son şeydir..

 Ama hayat onun için çok farklı şeyler planlamaktadır…



“Ne istiyorsun?” diye soruverdi Raphael aniden. “Herhangi bir şey.”
“Bu evi istiyorum. Hayvanlarla ve araziyle birlikte.”
“Sen çıldırmışsın. Böyle bir şeyi asla-”
“Armağan olarak değil. Bahis olarak. Benim bedenime karşılık.”


"Dünyada iki çeşit kadın vardır, Beattie, bir şeyler yapanlar ve kendisine bir şeyler yapılanlar."
Ona inanmıyordum, ama yine de gidecektim. Mina’ya gittikçe bağlanıyordum. Patrick’e ise gittikçe daha çok bağlanıyordum.


"İnsanlar beni daima yanlış anlıyorlardı.Oysa yalnızca doğru şeyleri nasıl söyleyeceğimi bilemiyordum."