25 Mayıs 2014 Pazar

Kader Ağları-Shannon Drake

   
Orjinal Adı : Come The Morning
Edisyon Adı : Kader Ağları
Yazar : Shannon Drake (Heather Graham)
Goodreads Puanı : 5/3,80
Puanım : 5/4,5

    Uzun zamandır beklediğim bir yazar Shannon Drake'in kitabını okudum sonunda. Bu yazar aynı zamanda önemli bir  Harlequin yazarı  Heather Graham adı altında okuduğum romanlarını çok sevmiştim.Biraz araştırdığımda da yazarın oldukça çok romanının olduğunu gördüm. Keşke ülkemizde de okuyabilsek romanlarını.
Yazar  tarihi aşk romanları ,fantastik  serileri, günümüz aşk romanlarına kadar çeşitli kategorilerde yazıyormuş.Oldukça çok beğenilen ödüllü bir yazar.
Yazdığı romanlara bir bakınca oldukça da bereketli bir yazar olduğunuzu görüyoruz..

           Ve sonunda Olimpos Yayınları yazarın Shannon Drake adı altında Kader bağları isimli kitabı çıkardı. Tam yedi kitaplık  bir seri. Graham Ailesi isimli bu serinin  ilk kitabının orjinal adı Come the Morning çok güzel bir kitap idi. Severek okudum elimden bırakamadım..Fakat  Aye ne demek? Sanırım bu kelime evet haklısın,mutlaka vb kelimelerde kullanılıyor. İlk başlarda çok yadırgasam da okurken daha sonra alıştım. Sonra datakılmadım ama bu kelime Türkçe'ye çevrilseydi çok daha iyi olabilirdi.

           Veee gelelim kitabımıza;

           Kitabın ana teması orta çağda geçiyor gerilimi aksiyonu bol bir roman. Aşkı da orta çağa has sert. Aşk öyle usulca gelmiyorsa da çok şiddetli ve tutkulu.Romanın geçtiği dönem ise İngilizlerin,İskoçların,Vikinglerin arasındaki savaşın en sert olduğu dönem. Aralarında da iktidar savaşı yaşanıyor.

       Erkek kahramanımız Waryk de Graham İskoç Kralı David'in en gözde savaşçısı. Kitabın giriş bölümünde Waryk acemi bir savaşçı iken babası ile girdiği savaşta başından yaralanır kendinde geldiğinde de babasını ve amcasını ölmüş bulur.Ayrıca geri kalan ailesinin tüm fertleri de ölmüştür. Graham adını sürdürecek tek kişi kendisi kalmıştır.O an yaşadığı acı ile düşmanın da şokundan faydalanarak ölmüş babasının kılıcını kaparak bir çoğunu öldürmeyi başarır. Bu başarısından etkilenen Kral onu Şövalye ilan ederek Sir Waryk de Graham (Lord Lion) ünvanını verir.

     Aradan yıllar on yıl geçer .Bu geçen yıllarda Waryk ne kadar ünlü bir savaşçı olmuşsa kadınlar arasında da gözde bir erkek olmuştur.Bu ara da kadınlarla çeşitli ilişkileri de olmuştur. Yalnız Dul Lady Eleanora of Tyne ile yıllardır süren bir ilişkisi vardır. Çok çok sık görüşmeselerde belli bir buluşma rutinine oturmuş bir ilişkileri vardır.Bu zor yıllarda da ona huzur veren tek kadındır.Zamanla da onun ile evlenebileceğini düşünmektedir.

         Fakat Kralın planları farklıdır.

           Çünkü Kral Waryk'ın babası henüz yeni vefat etmiş olan  Mellyora McAdin ile evlenmesini planlamaktadır. Mellyore aynı zamanda  Kral David’in vaftiz kızıdır.. Kralın Mellyora'ya miras olarak kalmış olan  Blue Isle'nin  güvenliğini düşünerek bu evliliği planlamaktadır. Yani evlilik siyasi amaçlıdır. Fakat Mellyora'da çocukluk arkadaşı Ewan MacKinny ile evlenmek istemektedir.
             Aslında iki tarafta bu evliliğe Kral tarafında bir nevi zorlanmaktadır.Bu karara uymak zorunda olduklarının bilinci ile  Waryk bunu kabul ederken Mellyora Kral'a isyan bayrağı açar.
                          Hatta Kralın konuğu olduğu saraydan kaçar ama başarılı olamaz. Ve Mellyora ve Waryk'ın Blue İsle için aralarında  amansız bir savaş başlar.İkisi de birbirlerinden hoşlanmazlar.Fakat savaş uzayınca da Kral Mellyora Waryk ile evlensin evlenmesin toprakları Waryk'e vereceğini açıklayınca Mellyora evliliği kabul etmek zorunda kalır.

Çünkü çocukluğundan beri o topraklarda ailesini anısı ve o topraklarla kendisini özdeşleştirmiş aile kurmayı o topraklarda hayal etmiştir. Sevdiği erkek ile olamasa da Waryk ile evlenmeyi mecburen kabul eder.

İşte bu şartlarla başlayan evlilik başından itibaren fırtınalı bir şekilde başlar. Waryk'in pratik zekası sayesinde neredeyse gerçekleşemeyecek olan evlilik yanında Mellyora'nn dayısı Daro'nun gizlediği aşkı ile de evlenmesini sağlar..

Kısaca birbirinden hiç hoşlanmayan iki insanın zorlandığı bir evlilik ve bunun sonucu yaşadıkları fırtınalı bir ilişki iki tarafı da oldukça yıpratacaktır.…
Fakat bu fırtınalar içinde ikisi arasında oluşan olağan üstü çekim. Tutku, nefret , dram, muazzam şekilde  savaş sahneleri gerçeğe yakın fazla abartmadan kurgulanmış orta çağın özgün temasına sadık olarak  zengin bir tarihi roman..

Ve muhteşem bir aşk, kıskançlık ,tutku ..
Bayıldım.. Çok severek okudum.
Uzun zamandır beni böylesine geren bir aşk romanı okumamıştım.İki tarafında aralarındaki savaş ilişkiyi inanılmaz bir şekilde geriyordu.Bu kadar güzel bir aşka rağmen asla azalmayan heyecan ve aksiyon var romanda..
Orta çağ romanlarını seviyorsanız bence bu romanı kaçırmayın..Çok değişik bir kalem Shannon Drake seveceğinizi tahmin ediyorum.Umarım serinin diğer kitaplarını da kısa aralıklar ile okuruz..

Graham Family Serisi :
1. Come the Morning (1999) Kader Ağları
2. Conquer the Night (2000)
3. Seize the Dawn (2001)
4. Knight Triumphant (2002)
5. The Lion in Glory (2003)
6. When We Touch (2004)
7. The Queen's Lady (2007)

Kader Ağları- Shannon Drake (Alıntı)



''Onunla anlaşmanın bir yolunu bulacağım,''dedi,Waryk

''Düğün iki hafta sonra,dolunay gecesi yapılacak.Tüm asillerin ve savaşçılarımın,hatta ve düşmanlarımın bile düğüne katılmasını istiyorum.Böylece bu evliliğin yasallığı konusunda kimsenin soru işareti kalmayacak.''
''İki hafta demek,'' düşünerek gülümsedi duygusuz bir şekilde Waryk. Dolunay gecesinde. Onu özgür bırakması karşılığında koruluktaki dağ evinde buluşup kendisine bedenini vereceğine dair Mellyora'nın söz verdiği geceydi bu.
''Karım olmayan bir kadının benim odamda kalması için oldukça uzun bir süre bu. Ovakte kadar ne yapayım?''
Kral Sinirliydi. Öfkesi kelimelerine de yansıyordu. ''Zincire vur, ilaçla uyut, bağla gerekirse!'' diye haykırdı.

Atından inerek meraklı bakışlarla kayığın ucuna doğru yürüyerek Mellyora'ya yaklaştı. O anda her şeyi bırakıp onunla birlikta gitmek geçti aklından.
Ancak verdiği karardan dönerse Waryk'ın hayal kırıklığına uğrayabileceğini düşündü.
''Leydim..'diye başalayacaktı ki...
''Kılıcınız Waryk. Babaınızın kılıcı! diye haykırdı Mellyora.
Waryl gülümseyeyerek yaklaştı ona. Kılıcını aarak beline yerleştirdi.Onu kayığa doğru çekerek çıkmasına yardım etti.
''Teşekkür ederim leydim,''dedi.
!!Önemli değilç Babanın kılıcıyla savaştığını biliyorum. Bu belki... <geri dönmene yardımcı olur diye düşündüm.''
'' Geri dönmemi istyor musun?''
'' Evet,'' dedi Mellyora. Bir an duraksadı.''Aslında düşündüğümden daha katlanılabilir bir insansın. Hatta yakışıklı,çekici ve muhteşemsin. Ama ben...''
''Sen?''
''Ben..'' Cesareti yoktu..Kelimeler fısıltıyla çıkıyordu ağzından.''Sana ihtiyaç duyduğumu fark ediyorum..Ben..''
Zaten olmayan cesareti iyice sönüp gitmişti. Fazla bile konuşmuştu. Waryk'in gözleri hiç beklemediği kadar tutkulu ve anlayışla bakıyordu ona. Söyleyeceği her şey su serpecekti içine.
''Aşkım,geri döneceğim. Belki o zaman...''
Onu öptü. Waryk'in adamlarından alkış ve ıslıklar yükseldi.


23 Mayıs 2014 Cuma

Uykusuz Geceler-Anna Campbell




Orjinal Adı :Midnight's Wild Passion 
Edisyon Adı : Uykusuz Geceler
Yazar  : Anna Campbell
Goodreads Puanı : 5/3,99

Puanım: 5/4



Uzun zamandır ara verdiğim yazarı okunacaklar listeme tekrar aldım.Oldukça  özlemişim yazarın kalemini..
Yazarın ilk iki kitabı Mahrem ve Günahın Esiri'ni daha önce okuyup çok beğensem de iki, kitabı birbirine çok benzettiğim için yazara ara vermiştim.
Şans sonunda elime geçen Uykusuz Geceler'in konusunu oldukça çarpıca ve değişik buldum.Severek okudum ama çevirideki anlamsız kelimeler oldukça canımı sıktı. Kitabın hakkını veremediğini gördüm.Aslında kapak ve konu olarak neredeyse tam puan bir romandı.Yine de okuma zevkimi bozmasına izin vermeden okudum.
Konusu tam da vay be dedirtecek cinstendi çok güzeldi,orjinaldi..Romandaki erkek kahramanımız çapkın Renelaw Markisini hem çok sevip hemde çok kızılacak bir karakter idi.Hikayenin kurgusu çok güzeldi. Yazarın erotizmi kullanış biçimini seviyorum..beni hiç rahatsız etmiyor. Aşk ve arotizmi çok güzel harmanlıyor.
 Kitba başlarken bu kitapdan bu kadar zevk alabileceğimi ummuyordum. 


Renelaw Markisi sosyetenin çapkın uçarı ve karizmatik bir üyesi idi. Kelimenin tam anlamı ile bu beyefendinin elinden uçan veya kaçan kadın kurtulmuyordu.
Yıllarca önce kızkardeşini baştan çıkararak mahvına sebep olan Godfrey Demarest'ten intikam almaya yemin etmişti. O yemin için yaşıyordu. Cassandra Demarest’Godfrey'in kızı idi ve planlarında onu baştan çıkarıp mahvetmek vardı..



Fakat planlarını bozan bir kişi çıktı Leydi Antonia Smith Cassandra'nın şaperonu ve aynı zamanda kuzeni..
Bu kadına dikkatli baktığında ilk farkettiği şey göründüğü kadar yaşlı olmaması , çirkin olmaması  ve aralarındaki çekimdi. Ona dikkat ettikçe tüm ligisinin ona doğru yönlendiğini fark eder.
Antonia ise bu çapkın zamparanın üstüne dikkatini çekmek istediği en son şeydi fakat Cassandra'yı bu adamdan koruması gerekiyordu..Onu mahvetmesine izin veremezdi. Çünkü on yıl önce böyle bir çapkın hayatını karabasan çevirmişti.
Kurttan kuzuyu korumak isterken kurban olanın kendisi olduğunu fark ettiğinde çok geç olacaktı.

Kısaca severek okuduğum bir roman oldu. Yazara devam etmek istiyorum..Kötü çeviriye rağmen güzeldi..



19 Mayıs 2014 Pazartesi

Zamanın Rengi Aşktır-İris Johansen

                                                       Orjinal adı :White Satin
Edisyon Adı: Zamanın Rengi Aşktır
Yazar :  İris Johansen
Goodreads Puanı :5/3,26
Puanım :5/2


Akıcı bir romandı ama gelgitleri çok olan bir aşk vardı bu romanda. Bu da okurken beni oldukça yordu.Aslında oldukça sevdiğim bir tema vardı bu romanda. Ama hikayenin başından beri Danny ve Antony'nin uyumsuzlukları,gel gitleri,Antony'nin devamlı kendini geri çekmesi,sırları beni biraz gerdi.

Daha hoş hikaye okuyacağımı umuyordum. Ama yazarın hayranlarının severek okuyacaklarından eminim.
Romanın en sevdiğim bölümleri buz pateni yarışmalarının olduğu bölüm ve puanlama kısmı idi. Romanı yazar 1985 yılında Buz Pateni yarışmalarının ülkemizde oldukça tutulduğu yıllarda yazmış.


Beyaz dizi okumayı seviyorsanız bu kitabı da sevebilirisiniz diye düşünüyorum.Danny 20 Yaşında buz patencisi bir genç kız.Annesi ve babası genç yaşta trafik kazasında ölünce Antony onun hamisi oluyor.İyi bir buz patenci olması için tüm olanklarını Danny için seferber ediyor..Danny onun herşeyi ile ilgilenen Antony'ye gizlice aşık oluyor..Fakat onun çok gündemde karizmatik bir kişi olduğunu bildiğinden kendisine dönüp bakacağını düşünemediği için bu duygularını kendine saklıyor..
Fakat bu duygular karşılıklıdır. Tam da Danny flört edeceği bir sevgilisi olmak üzere üzere iken Antony ona olan duygularını açıklayor ve işler olduğundan çok karışıyor. İşe bu sefer aşk da giriyor..Farklı kişilikleri özellikle Antony'nin zorlu kişiliği yüzünden oldukça medcezirli bir ilişki yaşamaya başlıyorlar...
Farklı bir konu gerilimli bir aşk vardı. Benim için hayal kırıklığı olan bu romanı yazarın hayranları sevebilir...
Yine de üç kitaplık bir seri olan White Satin serisinin devamı gelirse okumayı düşünüyorum teması farklı ve sevdiğim bir konu ..


White Satin Serisi

1. White Satin (1985)Zamanın Rengi Aşktır...
2. Blue Velvet (1985)
3. And the Desert Blooms (1986)





Masumiyet Çağı-Edith Wharton



Orjinal Adı : The Age of Innocence
Edisyon Adı: Masumiyet Çağı
Yazar : Edith Wharton
Goodreads Puanı : 5/3,92
Puanım : 5/4



Romanın konusunu okuduğunuzda daha çok aşk romanı izlenimini verse de çok dönemin geleneklerini,iki yüzlülüğünü sorgulayan bir baş yapıt..Açıkçası kitap biraz yavaş ilerledi başlarda. Çok fazla dönemin özelliklerini anlatan detay ayrıntı da vardı. Bu tarif ve betimlemeler yüzünden kitaba adapte olamadığım yerlerde oldu. Ama sonradan kitap açılınca hikayeden çok zevk aldığımı söylemeliyim.

Hikayede dönemin iki yüzlü yaşamı dejenere olmuş sosyetesini,dedikodu ve ahlaksız erkek.kadınlarını yazarın  ustaca anlatımı ile Amerikan Edebiyatının başyapıtlarına girmesi bence çok normal. Orjinal dilden okuyabilen arkadaşlarımın fikrini öğrenebilmeyi çok isterdim dediğim gibi bu ayrıntılı detay ve tasfirlerden kitap boğulmasa  daha çok zevk alacaktım..
Yine de bence her kitap severin kütüphanesinde bulunması gereken eserlerden.
Roman da en çok hoşuma giden kahraman Kontes Eleni Odenska  idi. Kitabın erkek kahramanı Newland  Archer'den daha dürüst ve mert buldum. Kitabın erkek kahramanı nişanlısı May'in kuzeni olan Eleni'yi cemiyetin acımasızlığından korumaya çalışırken aralarında oluşan yakınlık ve aşka dönüşmesi ile iki kadın arasında Archer'in ikilemleri kocasından boşanmakta kararlı  Eleni'yi boşanmamaya ikna ederek  iki yüzlü yaşama mahkum etmesi..Tabii ki her şey Archer'in istediği gibi olamazdı.Bu yüzden Archer'in bocalaması,May'in asaleti..
May'in hikayede ki tokat etkisini  30 yıl sonra kitabın sonun da öğreniyoruz..Sonu çok etkileyici idi...Kitabı okuduktan sonra Başrollerini Winona Ryder ,  Michelle Pfeiffer ,  Daniel Day-Lewis ,'in paylaştığı 1993 yılı yapımı filmi seyretmek istiyorum..
Amerikan edebiyatının önemli örneklerinden olan bu klasik baş yapıtı klasik eserleri okumayı seviyorsanız tavsiye ederim....Yazarın diğer eserlerini de en kısa zamanda okumak istiyorum....


18 Mayıs 2014 Pazar

Geçmişin Soğuk İzleri-Sally Spedding

Orjinal Adı :  Cold Remains
Edisyon Adı: Geçmişin Soğuk İzleri
Yazar :          Sally Spedding
Goodreads Puanı :5/3,35
Puanım : 5/3


Bu roman benim çok özenerek elime aldığım ama beni hayal kırıklığına uğratan romanlarda oldu maalesef..
Okurken sık sık geriye dönüp tekrar okumak zorunda kaldım.Gerilim,cinayet.gizem temalarında işlenmiş olan bu kitabın daha akıcı olmasını beklerdim. Bunun çeviriden mi Yazarın tarzından mı? olduğunu çözemedim..



Doğa üstü ögeler içeren karanlık bir atmosfer romanı. Okurken oldukça da ürktüm..

 Jason'ın hayatı oldukça kötü gitmektedir gerilimli romanlar yazabilmek için yaratıcı yazarlık kursuna gitmeye karar verir.

Kursun olduğu bina oldukça da iç ürpertici bir binadır.

Helen'de bu kursta kursiyerdir derken aralarında bir yakınlaşma başlar..

Fakat kurs gördükleri binanın geçmişinde korkunç bir trajedi vardır..

Bu binanın duvarları arasında bir hayaletin hikayesi de vardı bu iki gence musallat olarak onları gerçeklerin peşinden gitmelerini sağlar..
Olay gittikçe daha heyecanlı bir hale dönüşür ve gittikçe de gerilim artar ken hayatlarını tehlikeye atan bir olağan üstü maceraya dönüşür..
Elimden bırakamadım okurken çok heyecanlandım ama bu romanı okurken bence gece okumayın...Çünkü ben okurken oldukça ürktüm...
İlk defa bu tarz bir roman okuyorum..Özellikle gerilim ve gotik hikaye severler çok severek okuyacaklar...
Ama benim çok da sevdiğim bir kitap olamadı nedense belki de okurken olaylardan fazla etkisinde kalıp korktuğum içindir...Onu çözemedim..
Kısaca,kitap benim için hayal kırıklığı oldu..
Sizlerin severek okuyacağını umuyorum..


17 Mayıs 2014 Cumartesi

Kalp Asla Unutmaz-Candace Camp

Orjinal Adı:  The Courtship Dance
Edisyon Adı : Kalp Asla Unutmaz
Yazar : Candace Camp
Goodreads Puanı : 5/4,02
Puanım : 5/5


Bir serinin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz..Çöpçatan Serisi Kalp Asla Unutulmaz kitabı ile sona erdi. 
Serinin en güzel kitabı idi. Tekrar mı okusam ne?  Bayıldım,bayıldım..Pegasus Yayınlarına bu güzel seri için seriyi tamamladığı teşekkürlerimi sunarım...

Kusursuz dükümüz Rochford Dükü Sinclair ve Leydi Frencesca Haughston'un macerası okunmaya değerdi..
Serinin en başından beri bu ikilinin arasındaki gizemli ilişkiyi merak etmiştim.Keşke bu kadar çabuk bitmeseydi.Su gibi akıp gitti kitap..

Gerek çeviri,gerek kapağı ve hikayesi ile kusursuz bir kitap idi.Yayın evinden ricam bu yazara devam etmesi zira yazarın kalemini çok seviyorum..Bu hikayedeki iki kahramanı da çok sevdim. Tam da birbirlerini hak eden çok güzel sempatik,karizmatik bir çiftti.

Birde ilişkileri bundan tam on beş yıl öncesine dayanması çok ilginç idi..İkilinin birlikte gizledikleri bir sırları vardı on beş yıl önce Frencesca on  sekiz yaşında iken gizlice nişanlanmışlardı. Kızkardeşi Calandra   ile yeni evlenmiş Bromwell'in ablası Daphne'nin oyunu ile Frencesca nişanı bozar. Toyluğunun,tecrübesizliğinin etkisi ile acele olarak başka bir erkekle evlenir..Lord Andrew Haughston ile evlenmenin çok büyük bir hata olduğunu evlendikleri gece anlar.

Fakat geri dönüş yoktur,derken kocası ona büyük bir borç bırakarak ölür.Francesca bu kadar borca rağmen kocasının ölümünden sonra oldukça rahatlamıştır.Onun ile ilgili üzülmeyi yıllar önce bırakmıştır. Borçlarını ödeyebilmek için mücevherlerini eşyalarını satar ve Rochford ile bir iddia ile girdiği çöpçatanlık işine devam eder..
Evlendirdiği kızların ailelerinden gelen hediyeleri satarak geçimini sağlamaya çalışır. Elbiselerini defalarca tamir edip yeni modeller vererek kimsenin haberi olmadığı fakirliğini gizlemeye çalışır.Ama bir kişiden bu gerçeği hiç gizleyemez..

Bu arada Daphne itirafı ile gerçeği öğrenen Frencesca karmakarışık duygular içindedir. Sinclair'in kendisi yüzünden evlenmediğini düşünerek onu evlendirmeyi kafasına koyar ve kolları sıvar.Fakat kocasının eski kumarbaz arkadaşlarından Galen Pekins tarafından rahatsız edilmeye başlar. Merhum kocasının ona borcu olduğunu iddia ederken bu borcu ödemesini talep etmektedir.

Çok çok severek okuduğum bir kitap oldu. Çok romantik sahneler vardı. Kusursuz Dükümüzün sevgisinin derinliği onu ayrı kaldığı süre içinde koruyup gözetmesi çok özeldi..
Okuduğum romanlar içinde en beğendiğim erkek karakterler arasında yerini aldı..Bence historical severler bu seriyi kaçırmasın.Özellikle serinin son kitabını..Tavsiye ederim...

Matchmakers (Çöpçatan Serisi)
1. The Marriage Wager (2007) Aşk Engel Tanımaz
2. The Bridal Quest (2008) Söz Dinlemez Kalbim
aka The Bridal Conquest
3. The Wedding Challenge (2008) Aşk Hiç Bitmez
4. The Courtship Dance (2009) Kalp Asla Unutmaz.

16 Mayıs 2014 Cuma

Kalpten Kalbe- Kat Martin


Orjinal Adı :Heart of Honor
Edisyon Adı : Kalpten Kalbe
Yazar : Kat Martin
Goodreads Puanı: 5/3,73
Puanım: 5/3.60



Kat Martin'in kalemini seviyorum oldukça kuvvetli kalemi olan bir yazar. Heart Üçlemesinin ilk kitabı olan Kalpten Kalbe kitabının konusu oldukça değişikti.Biraz masalımsı bir tadı vardı romanın başlarında ama yazar kitabı yazarken sıkılmış olmalı ki kitabın ortalarından sonra biraz sıkılmaya başladım. Oldukça akıcı bir konusu olsa da iki apayrı dünyalardan gelmiş olan kişinin aşkı da çok farklı işlemeye çalışmış yazar ama kurgu sanki tam oturamamış gibiydi.

Yine de tam sıkılmadan severek okudum ama çok çok beğenmedim.Önceki okuduğum Kara Melek ve Gelinin Kolyesi isimli kitaplarını daha çok beğenmiştim. Farklı bir konuyu okumayı beklerken biraz kitap bitse de başka bir kitaba geçsem moduna girdim.

Aslında tam da bir kişiyi sıfırdan yeniden yaratma teması da vardı ve erkek kahraman bir Viking savaşçısı Alfa karakterde yaman bir erkekti. Kadın kahramanımız ise özgür ruhlu dönemin hayli ilerisinde olan bir asilzade İngiliz kadındı..İkisinin inatlaşmaları kişilik çarpışmaları başlarda hoşuma gitse de sonradan sinir olmaya başladım..




Kitabın en sevdiğim sahnesi bir sirk de kafese hapsedilen bu Viking savaşçısı olan Leif Draugr ile gazete sahibi Krista Hart'ın karşılaştığı sahne idi. 

O sahne çok güzel idi orada Leif'in çaresizliği kurtulma umudu Krista'nın onu gördüğündeki yardım etme çabasından etkilendim.Onu profesör babasının yardımları ile sirkten kurtarıp onu tam bir İngiliz Beyefendisine çevirmek için eğitmeleri.
Çünkü bir Viking olan Leif tek kelime İngilizce bilmediği gibi İngiliz kültürüne ait bir şey bilmiyordu.Yeni medeniyetler için gemisi ve adamları ile yolculuğa çıktığında deniz kazası geçirdiğinde de ondan başka herkes hayatını kaybetmiştir. Korsanlar onu bularak bir sirke satmışlardır. 
Derdini anlatamadığı ve devamlı dayak yediği için yarı delirmiş durumda kurtulmaktan umudunu kesmiş durumdadır.



İşte bu şartlarda gerçekleşen Krista ile karşılaşmasında onun dilini anladığını farkettiğinde bu genç kadından yardım ister ve Krista yardım etmek ister ve işte burada Krista'nın profesör  babası ortaya çıkar Leif'e yardım etderek onu gaddar sirk sahiplerinden kurtarır..
Onu kendi evlerine alarak hem barınmasını sağlarlar hem de İngilizce öğreterek  kendi kültürlerini öğretmeye çalışırlar Ona medeniyet dersleri verirken ,Leif'in bir İngiliz gibi giydirirken  . Krista'da ona dans dersleri vermeye çalışır....
Çalışır diyorum çünkü Krista ve Leif arasındaki çekim ilk andan itibaren çok güçlü olması  yüzünden bu çok da kolay olmaz..

Bu arada Krista çıkardığı gazete de yazdığı devrimci ve ilerici makaleler yüzünden tehdit mesajları da almaktadır. Fakat bunları başlarda pek önemsememektedir. 
Tehditler tehlikeli olmaya başlayınca Leif Krista'yı korumaya başlar.Bu arada Krista ile ilgilenen Matthew Carlton ile Leif arasında rekabet başlar. 

Krista ona aşık değildir ama ailesi için evlenmesi gerekmektedir. Kendisinden başka mirasçısı kalmayan büyükbabasının özel aldığı bir izin ile ünvanı Krista'nın çocuğuna kalacaktır. 
Matthew sosyetenin çok gözde bir bekarıdır onunla ilgilenmesi bile şaşırtıcıdır.Ama ona karşı hiç bir şey hissetmemesine karşılık Leif'den bu kadar etkilenmesi Leif'in onunla ilgilenmesi işleri karıştırmaktadır..


Bu olmayacak bir şeydir. Çünkü Leif vatanına babasına verdiği bir sözden dolayı dönüp ailesine sahip çıkmak zorundadır..

Romanı okurken birbirlerini o kadar sevdikleri halde yokuşa sürmeleri bana tuhaf geldi sanki yazar hikayeyi uzatmak için kullanıyordu bunu. Okurken zevk alsamda bazı yerlerinde zaman zaman sıkıldığım bir roman oldu. Kötü demiyorum ama benim beklentim daha yüksekti. Kitap ilk çıktığında ben bu kitabı Gelinin Kolyesi'nin Kolye serisinden olduğunu düşünmüştüm ama kitabı alınca başka bir seriden olduğunu gördüm..
Kolye Serisi çok daha iyi idi bence..
Yazarın o kadar çok kitabı var ki umarım hepsini okumak nasip olur. Gerçekten de iyi bir yazar..Historical ve Viking severlerin beğeneceğini düşünüyorum...


Heart Trilogy
1. Heart of Honor (2006)Kalpten Kalbe 
2. Heart of Fire (2008)
3. Heart of Courage (2008)

13 Mayıs 2014 Salı

Aşk Yemini-Barbara Scott



Orjinal Adı : Listen With Your Heart
Edisyon Adı : Kalbinin Sesini Dinle & Aşk Yemini
Goodreads Puanı :5/4
Puanım :5/4

             



Çok güzel bir hikaye idi,historical olduğunu söylemeseler historical bir hikaye olduğunu anlamam mümkün değildi.Çümkü oaylrda Lord,Dük,Lady,Düşes yok idi..Olayların geçtiği dönemi oldukça iyi yansıtmış bir romandı.
Okuduğum çoğu kitaptan daha güzel bir kurgusu vardı. Cok akıcıydı çeviriside iyi idi en azından bir yerde takılmadan , sıkılmadan okudum.
Romandaki karakterler oldukca iyi canlandırılmıştı..


Yıllar önce umutsuzca aşik oldugu adam ile yollari tekrar kesişen Morgan ünlü bir tiyatrocunun kızıdır,Ünlü bir şarkıcı olan Danieli sevmekten vazgecemedigi gibi baskasinada aşik da olamamistir.

Daniel ile yolları beş yıl sonra tekrar kesiştiğinde onun karisi Heleni trajik bir şekilde kaybettigini ve sesini de kaybettiğini öğrenir.Daniel ise karısını kaybettikten sonra hiç bir kadına dönüp bakmamıştır . Hala daha onun etkisinde yaşamını sürdürmektedir.

Morgan ise babasının alkolik olması iş bulamaması yüzünden oldukça kötü durumdadır.Babasının yakasına yapışan dolandırıcı,sahtekar aynı zamanda babasının metresi olan Camilla isimli kadın yüzünden neredeyse hapise girmekten son anda kurtulur..

İşine yaramayan metresinin kızına da her türlü kötülüğü yapacak karakterdedir bu karakter.

İşte olayların akışı ve gerekli olan şartlar yüzünden Daniel ve Morgan  evlenirler.
Fakat Daniel'in başka kadını sevmeye bağlanmaya niyeti yoktur. Morgan ise yıllarca sevdiği adamı kocası olmasını sağlayan  şartlara şükreder.Fakat evliliğinin ilk zamanlarında umut ettiği huzuru ve mutluluğu bulamaz.Birde Helen'in annesi ile de uğraşmak zorunda kalır.

Emek vermeden mutlu olunmadığını anlatan çok etkileyici bir hikaye idi..Morgan'ın aşkı çok temiz ve karşılıksızdı. Daniel'i mutlu etmek  onun hayatı idi.

Bu roman ülkemizde iki ayrı isimle yayınlanmış.Kalbinin Sesini Dinle ve Aşk Yemini olarak farklı yayın evlerinden çıkmış.

Umarım yazarın diğer kitaplarını da okumak nasip olur..Çok severek okuduğum bir hikaye oldu..Yazarın takipçisi olacağım...


11 Mayıs 2014 Pazar

Okumamız Gereken Eserler



Edebiyatımızdan okumanız gereken eserler! Bakınız..

Edebiyatımızın önde gelen dergilerinden Notos, her yıl farklı bir konuda düzenlediği geleneksel yıllık soruşturmalarının sekizincisinin sonuçlarını Şubat-Mart, 44. sayısında açıkladı. 249 yazarın fikri alınarak yapılan bu geniş soruşturma sonunda ortaya çıkan 40 kitaplık liste, bir belge olma niteliğinde. Edebiyatımızın ve toplumumuzun en değerli nesneleri olma özelliğindeki bu eserlerin listesi; hem meraklısı, hem de edebiyatla yeni tanışanlar için başvurulacaklar arasında.
Not: Bu liste de diğer tüm listeler gibi kimisine eksik gelebilir. Doğaldır da; çünkü edebiyat çok kişisel bir şeydir. Yorumlarınızla bu listeyi tamamlada  yardımcı olursanız sevinirim.

İşte ilk 20:

1. İnce Memed - Yaşar Kemal


1955'te ilki yazılan bu eser, tam dört tanedir. Adeta Türk toplumunun özünü verir. Toroslarda geçen hikaye; isyanın, cahilliğin, köy hayatının bir panoramasını çıkartır. Ayrıca  seri, Köy romanlarının ve toplumcu gerçekçilik akımının en yetkin örneğidir
2. Tutunamayanlar - Oğuz Atay


Türk Edebiyatı'nın ilk modernist anlatısı olma özelliğindeki Tutunamayanlar, aslında ilk çıktığında çok rağbet görmemiştir: Belki de adı gibi, kitabın varoluşu da tutunamamak üzerine kurulmuştur. 90'lı yıllarda dikkat çekmeye başlayan kitap, günümüzde üzerinde en çok durulan eserlendendir. Kısaca, okuyucu gecikmeli de olsa, Atay'ın "Ey okuyucum nerdesin acaba?" sorusunu, onu okuyarak cevap vermiştir.
3. Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar


1961 yılında yazılan bu eser, birçok bakımdan değerlidir. Öncelikle edebiyatımızın ve belki de hayatımızın en büyük meselesi olan Doğu - Batı meselesini anlamak için bu esere bakılmalıdır. Bunun yanında Türkçenin anlatı sahasındaki en yetkin örneği, tartışmasız bu kitaptır. Şöyle denilebilir, Tanpınar şiirde başaramadığını romanda başarmıştır: bu kitapla.
4. Memleketimden İnsan Manzaraları - Nazım Hikmet


Belli ve haklı sebeplerden dolayı Nazım Hikmet'in hep siyasal kimliği tartışılmıştır. Ancak bu eser, Nazım'ın sadece o kimlikten ibaret olmadığını kanıtlar. Destansı-epik anlatımın edebiyatımızdaki en güzel örneklerinden olma özelliğini taşıyan eserde, yazar; tüm varoluşunu, acısını, sevincini, diyalektiğini harmanlayıp sunar. Kısaca Türkiye'dir bu eser.
5. Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali


Ne yazık ki, listede kadın yazar bulunmamakta. Problem değil; çünkü bu roman burada. Her ne kadar romanın baş kişisi Raif Efendi gibi dursa da roman, Maria Puder'in romanıdır. Yani kadının romanıdır: Güçlü, edilgen olmayan, kendini tanımlayabilen, içgüdüsel kadın ama!
6. Anayurt Oteli - Yusuf Atılgan


Edebiyatımızda Eylül'ün melonkolik karakterleriyle başlayan bireyin iç dünyasını ve psikolojisini anlatma geleneği, Abdülhak Şinasi Hisar ve Peyami Safa'yla yetkin örneklerini vermiş ve Anayurt Oteli'yle doruk noktasına ulaşmıştır (Belki Huzur ki, o da listede bulunmakta). Zebercet adlı sorunlu kişiliği anlatan Anayurt Oteli, insanın bilincinde bulunan id, ego ve süper ego'yu otel özelinde yapısallaştırır. Şöyle ki id: tavanarası; ego: İkinci Kat, Süper ego: Giriş kat.
Kaynak: Alparslan Nas (S.Ü.)
7. Huzur - Ahmet Hamdi Tanpınar


Çoğu soruşturma ya da listede ilk 10'da olan Huzur, bu listede de kendine yer bulmuş. Romanın özelliği şu, bireyi toplum üstünden anlatmaktadır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü için denilen her şey bu roman için geçerlidir. Tek fark, bu romanın, Ahmet Haşim'in "Melali anlamayan nesle aşina değiliz." sözünün Tanpınar'da "Ben anlıyorum" olmasıdır.
8. Alemdağ'da Var Bir Yılan - Sait Faik Abasıyanık


Edebiyatımızda öykü hep üvey evlat muamelesi görmüştür; bu yüzde hep roman ve şiirden sonra anılır. Sait Faik ise öykünün yüz akıdır, bizim Çehov'umuzdur. Liste sırf onu unutmadığı için bile dikkate değerdir!
9. Yunus Emre Divanı


Hepimizin çok bildiği Yunus. Sözleri, atasözü; işleri, adettendir. Çok fazla klişeye girmek istemiyorum ama sadece şunu diyebilirim, bu millet hala ayakta durabiliyorsa Yunus gibi birkaç kişinin yüzü suyu hürmetinedir. Okunması gerekir, özümsenmesi de...
10. Aşk-ı Memnu - Halit Ziya Uşaklıgil


Dizisini ve üstünde dönen geyikleri bir kalem geçersek, şu an edebiyatımızda "roman" diye bir şeyden bahsediyorsak, bu roman sayesindedir diyebiliriz. Çok az bilinen bir şeyi dile getirmek istiyorum bu konuda, Oğuz Atay Tutunamayanlar'ı aslında bu romandan yola çıkarak yazmıştır. Nereden nereye... İnanmayan baksın: oğuz atay aşk-ı memnu
11. Kara Kitap - Orhan Pamuk


Şeyh Galip bir gün der ki, "en iyi eseri yazacağım". Ve oturur Hüsn-ü Aşk'ı yazar. Bu listede ne yazık ki, o eser yok; ancak onun yerine, onu günümüze uyarlayan "kara" var. Renk üçlemesinin (Beyaz Kale, Kara Kitap, Benim Adım Kırmızı) ikinci olan eser, mevleviliği sorunlara adeta bir öneri olarak sunuyor. Pamuk'un Oryantalist bakış açısı herkesi sinir etse de, sırf edebi yönden bakılırsa aşmış bir eserdir. Özellikle "ya o da yazar mı?" diyip, bir eserini okumayan ahkam kesicilere şiddetle tavsiye edilir!
12. Çalıkuşu - Reşat Nuri Güntekin


Edebiyatımızın tartışmasız en çok okunan, en çok bilinen romanıdır. Bilmeyen yok, anlatmaya da gerek yok. Diyebileceğim tek şey şu, aşk güzel anlatılmış ama orada Anadolu da var. Tüm dar düşüncelere rağmen kadın'ın tek başına ayakta durması da var. Kısaca Anadolu'nun kadın devrimi var. Bu cumhuriyet sadece yasalarla değil; bu romanlarla da kuruldu!
13. Bereketli Topraklar Üzerinde - Orhan Kemal


Yaşat Kemal, İnce Memed'de köyü ne kadar iyi anlatmışsa Orhan Kemal de şehrin varoşunu bu kitapta o kadar iyi anlatmıştır. İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali'nın; yani ezilmişlerin romanı.
14. Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali


Sabahattin Ali, bu romanında Kürk Mantolu Madonna eserinden farklı olarak toplumu ele almıştır, Anadolu'yu. Saçma sapan bir sürgünde yazılmıştır çünkü. Ancak o saçma sürgün olmasaydı, biz bu esere sahip olamayacaktık. "Canım acıyor; öyleyse varım" mı dedi birisi!
15. Aylak Adam - Yusuf Atılgan


Günümüzün problemlerini taa 1959'da bilmiştir Aylak Adam. Onun için, Tutunamayanlar'la birlikte en çok okunan ve konuşulan romandır Aylaklığın kitabı. Yalnızlığın, amaçsızlığın, 'tutamak' bulamamanın 'ABC'sidir bir bakıma. Şu kapital dünyada kendini adayacağın, aylaklığın karşısına çalışkanlığı koymak için 1 (bir) neden var mı acaba?
16. Yaban - Yakup Kadri Karaosmanoğlu


Cumhuriyeti Atatürk kurduysa, bunun felsefesini Yakup Kadri yazmıştır denilebilir. Bunu ben değil; kalem arkadaşları Halide Edip ve Reşat Nuri diyor. Romancıdan çok bir fikrin adamı olan Yakup Kadri, kurtuluş savaşı yıllarını anlattığı eserinde aydın-halk çelişkisine değinip bunu nasıl aşabileceğimizi söylüyor. Bu sorun hala güncel, ara ara dönüp okumak gerekir.
17. Dede Korkut Kitabı


Korkut Ata'nın kitabı, en büyük varlıklarımızdandır. Elimizde orijinal nüshası (Birisi AlmanyaDresden'de; diğeri Vatikan'da) bulunmaması ise düşündürücü! Sandığınız kadar sıkıcı değildir ayrıca; adeta fantastik bir roman gibidir. Günümüz Türkçesine uyarlanmış hali bulunmaktadır.
18. Kendi Gök Kubbemiz - Yahya Kemal


Yahya Kemal'in bir eli Mallerme'da, bir eli Fuzuli'de; altında yer, üstünde "Kendi Gök Kubbesi"si vardır. Eğer şiiri çevirmek mümkün olsa, Dünya'nın en iyi 10 şairi arasında olurdu kuşkusuz. Ara ara şiir nedir diye aklınıza takılırsa, buraya bakmakta fayda var.
19. Seyahatname - Evliya Çelebi


Bugün kullandığımız atasözleri ve deyimlerin birçoğu buradan gelmektedir. İçinde mimari vardır, yemek tarifleri vardır, ilginç bilgiler vardır... Var oğlu vardır. Günümüz Türkçesine uyarlanmış hali de vardır. Okursanız, bayağı güzel ve faydalı bilgiler edinebilir, kültürünüze kültür katıp, sağda solda satabilirsiniz:)
20. Eylül - Mehmet Rauf


Edebiyatımızın en melankolik romanı olma özelliğindeki Eylül, sonbaharın ve iç sıkıntısının romanıdır. Yasak aşkı anlatan bu roman, listede kendine 20. sırada yer bulmuş!

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Çıplak Sırlar-Liliana Hart



Orjinal Adı : Dirty Little Secrets
Edisyon Adı : Çıplak Sırlar
Yazar : Liliana Hart
Goodreads Puanı :5/4.11
Puanım: 5/4

Yepyeni bir seri başlıyor J.J. Graves Serisi. Şu ana kadar 4 kitap yazılmış bir seri devamını yazar getirirmi bilemiyorum.Ama oldukça güzel bir roman olduğunu söylemeliyim. Yazarın tarzından okuyucuyu ters köşeye yatırmayı sevdiğini anladım.

Kitabın sonunda katili tahmin edemedim katil tahmin ettiğim kişi değildi. Küçük bir kasaba da geçen olaylarda ise romanın romantik çifti olarak düşündüğüm kasabanın şerifi Jack ile Jaye'yi tahmin ederken başka biri ile romantik ilişkiye girdi.

O konuda da ters köşeye yattım.

Birincil kahramanın görüş açısından romanı okumayı seviyorsanız bu roman tam size göre. Ben sevmediğim halde romanı okurken büyük bir zevk ile okudum. Yayın evi bu seriye devam ederse ben de edeceğim. Polisiye,cinayet,gerilim,aşk,tutku temalarını seviyorsanız bu romanı seveceksiniz.


Romanın konusuna gelince :

Olay küçük bir kasaba olan Blood Mary'de  geçiyor. Romanın kahramanları Jack, kasaba şerifi ve Jaye ikisi de aynı zamanda çocukluk arkadaşı. Jaye  tıp da okuduktan sonra bir hastane acilinde çalışırken ailesinin ani ölümüyle kasabaya dönerek onların cenaze evini işletmeye başlıyor, fakat  mali durumu pek iyi değil,eski öğrenci kredilerini ödemeye çalışıyor.. Ayrıca tıbbi araştırmacı olarak da görev yapıyor.Kasaba küçük olduğu için bir nevi adli tıp da çalışıyor..

Kasabaya ünlü bir yazarın yolu düşüyor ve ters köşeye yatırarak Jaye ile aralarında romantik ve tutkulu bir aşk başlıyor.
Jack ile Brody yani yazar arasın da bir nevi mücadele başlıyor.

Derken ard arda kasaba da cinayetler patlak veriyor. Bir yılda olamayacak kadar ölüm bir kaç gün içinde meydana geliyor. Jack bu cinayetleri araştırırken Jaye onların ölüm şekillerini ve sebeplerini delil ihtimalini araştırıyor.

Sayfalar geçtikçe gerilim ve heyecan artarken ölümlerde artıyor.

Hikaye de diyaloglar çok hoş idi. Bence değişik bir kitap okumak istiyorsanız özellikle heyecan ve gerilimi seviyorsanız içinde de aşk,dostluk temalarını da seviyorsanız bu kitap tam size göre...


J.J. Graves
1. Dirty Little Secrets (2011) Çıplak Sırlar
2. A Dirty Shame (2012)
3. Dirty Rotten Scoundrel (2013)
4. Down and Dirty (2014)

9 Mayıs 2014 Cuma

Aşk



Aşk; olacaksa aşk gibi olmalı, aşk gibi yaşanmalı.
Ayları, yılları değil günleri, saatleri; aşkla dolu yaşanmalı.
Öyle akla ne zaman geleceği belli olmayan sevgiliye olan sevdalar; aşk değildir çünkü.
İnsan heyecanlanmalı mesela ilk öpüşte, ilk dokunuşta.
Ve bilmeli sevdiğinin neyi, ne zaman ve nasıl yaptığını.
Öyle girmeli ki içine hiç eksiklenmemeli.
Öyle yerleşmeli… Çünkü aşk hayalleri yaşamaktır.
Hayallerin bir olmasıdır.


Aynı anda aynı şeyi isteyecek kadar bir olmaktır.
“Biz olduk,” demektir.
Öyle yoldaş, öyle paydaş olmalı; yürekte, umutlarda…
Koklamaktır aşk. Sevgilinin saç diplerini koklamaktır.
Boynunu koklar gibi…
İçine çekmektir kokusuyla sevdiğinin yüreğini.
Yüreğini vermektir ya da nefesinle nefesine…
Aşk gözlerin özlemesidir.


O yüzden gözler aramalı; görmek için çareler yaratmalı.
İmkânsızlıklarda imkân bulmalı görmek için.
En güzeli de heyecanla görülmek istendiğini bilmeli.
Çünkü aşk görmektir. Gördükçe daha çok görmeyi istemektir.
Görmeyi sevmektir. Gözlerin birbirini sevmesidir aşk.
Hem baktıkça kaybolduğu gözleri, hem görmeyi sevmektir.
Bilin ki âşıksa gözler; sevgili de kusur aramaz.
Kusurları kaybeder çünkü seven gözler…
Bakınca öyle bakmalı zaten. Sevginin ışığı ile…
Aşkın ışığı ile… Aşk dudaklarda kaybolmaktır.
Sevdiğinin önce dudaklarına sonra ruhuna nefes olmaktır.
Bir saniye öpmek için fırsat kollamaktır.

Fırsat yaratmaktır. En güzeli de fırsatların yetmemesidir aşk.
Aşk; yetmemektir zaten… Sonra eller var ya eller; ah o eller…
Dokundukça can almalı, can vermeliler sevince.
Sevgi vermeliler her dokunuşta.
Dokunmanın kutsallığı; dokunduğu her noktada hissedilmeli.
Sevişmeli eller, sevişmeli… Ellerin sevişmesini yaşamalı illaki aşk.
Çünkü sadece bedenlerin değil, arzu ile sevginin sevişmesidir aşk…
Çılgın sevişmeler; şefkatle dokunmaları saklamalı içinde.
Öyle dokunmalı. Öyle dokunduğunu hissetmeli.
Öyle dokunulmalı… Olacaksa aşk; böyle olmalı…
Aşk çıplak olmaktır. Sözünle, bedeninle çıplaklığı yaşamak, yaşatmaktır. Çırılçıplak olmaktır. Aşk sevişmeyi bilmektir.
Kuru kuru sevişmeler, laf olsun diye tatminler değildir aşk.
Sevişirken seyretmektir. O yüzden karanlık sevişmeler;
yakışmaz aşka. Seyretmek gerek illaki.
Yoksa yarımdır dokunmalar, yarımdır arzular.
Yarımdır; aşkın yoldaşı şehvetler.
Zaten aşk yarımdır o zaman.
Aşk temizliktir. Ruhu kirli, dili kirli olan da olmaz aşk.
O yüzden yalan bulaşmamalı dile; neyse o söylenmeli.
Söylenmeyen, saklanan önemsiz bile olsa aşkı bozar.
Çünkü aşk güvenmektir. Sırtını dayamaktır. Sırtına almaktır.
Aşk umut etmektir. Umutları yaşamaktır. Umutları yaşatmaktır.
Hayalleri umutla beslemektir. Aşk; gerçekleri hayallerin içinde yaşatmayı sever çünkü. Hayalleri; gerçek yapma umutlarıyla…

Aşk kollamaktır, kollandığını bilmektir.
Yalnız kalmayacağına körü körüne inanmaktır.
Herkes yok olduğunda var olmaktır. Yetmektir.
Yettiğini bilmektir. Aşk hissetmektir.
Hissederek yürümektir el ele…
Eli elde, nefesi nefeste saklamaktır; ama bırakmadan.
Aşk unutmaktır. Başka kadınları, başka erkekleri unutmaktır.
Sadakattir yani. Sonuna kadar sadakat…
Her zaman, her yerde ve herkese karşı sadakat…
Laf olsun diye görüşmek, üç beş öylesine mesajlar yetmez.
Adı da aşk olmaz. Aşk; hayatı paylaşmaktır çünkü.
Hayatı paylaşmaktan vazgeçmemektir.
Yüreğine, hayatına cüretkâr olmaktır yani.

Aslaları, imkânsızları yıkarcasına sarılmaktır sevdiğine, seni sevene…
Aşk; işte o zaman aşktır.
Aşk savaşmaktır. Kaybetmemek için savaşmak.
Aşk; uğruna vazgeçilenleri bilmektir.
Kavuşmanın, aşkı doyasıya yaşamanın uğruna; canını ortaya koyabilmektir. Ki zaten olacaksa; böyle olsun aşk.

Velhasıl aşka yakışmak gerek. Aşk; herkese yakışmaz çünkü…
Yürekliysen, yüreğini koyduysan ortaya; işte onu bilir aşk.
Sana yakıştığını anlar. Aşk işte o zaman aşktır.
En güzeli de. Aşk; kavuşmayı bilmektir.
Gittiysen; gelirim diye…
Gittiysen; yüreğini götürmeden…
Dönmektir; sonsuza kadar gitmemek üzere…
Dönmektir aşk için…

Alıntıdır...